|
|

Kuran'da Peygamber Efendimizin
Güzel Ahlakı
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir
ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran'da
bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına
andolsun. Sen, Rabbinin nimetiyle bir
mecnun değilsin. Gerçekten senin için
kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve
şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak
üzerindesin. Artık yakında göreceksin ve
onlar da görecekler. Sizden, hanginizin
'fitneye tutulup-çıldırdığını'. Elbette
senin Rabbin, kimin Kendi yolundan
şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve
kimin hidayete erdiğini de daha iyi
bilendir.
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz
(sav) için kesintisi olmayan bir ecir
olduğunu bildirmiştir. Bu, Hz. Muhammed
(sav)'in daima güzel ahlak gösterdiğini,
takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını
gösteren bir bilgidir.
Peygamberimiz (sav)'in de "İmanın
kemali, güzel ahlakladır"4 sözleriyle
belirttiği gibi, imanın en önemli
alametlerinden biri güzel ahlaktır. Bu
nedenle güzel ahlakın en güzel
örneklerini öğrenmek ve uygulamak önemli
bir ibadettir. Bu bölümde, Peygamber
Efendimizin Kuran'da zikredilen güzel
ahlak özelliklerinden bazılarına yer
verilecektir.
Peygamberimiz (sav) sadece kendisine
vahyolunana uymustur
egamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok
kereler zikredilen en önemli
özelliklerinden biri, sadece Allah'ın
indirdiğine uyması, insanların rızasını
gözetmeden, insanlardan çekinmeden
sadece Allah'ın bildirdiklerini
yapmasıdır. Hatta, çağdaşı olan
müşrikler ve diğer dinlerin mensupları
Peygamberimiz (sav)'den kendi
çıkarlarına uygun hükümler getirmesini
istemişlerdir. Bu kişiler sayıca ve
kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına
rağmen, Peygamberimiz (sav) Kuran'ı ve
Allah'ın hükümlerini daima büyük bir
titizlik ve kararlılıkla korumuştur. Bir
ayette Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu
insanların ısrarlarına nasıl karşılık
verdiğini bizlere şöyle haber
vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler
olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı
ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir
Kur'an getir veya onu değiştir." De ki:
"Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi
olarak değiştirmem benim için olacak şey
değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana
uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem,
gerçekten ben, büyük günün azabından
korkarım." De ki: "Eğer Allah dileseydi,
onu size okumazdım ve onu size
bildirmezdi. Ben ondan önce sizin
içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de
akıl erdirmeyecek misiniz?" (Yunus
Suresi, 15-16)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık
Peygamberimiz (sav)'i birçok ayetiyle
uyarmıştır. Örneğin Maide Suresi'nde
şöyle buyrulur:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı
doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici'
olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik.
Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve sana gelen haktan sapıp
onların heva (istek ve tutku)larına
uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat
ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah
dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı;
ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi
içindir. Artık hayırlarda yarışınız.
Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size
haber verecektir. Aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet ve onların
hevalarına uyma. Allah'ın sana
indirdiklerinin bir kısmından seni
şaşırtmamaları için diye onlardan sakın.
Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah
bir kısım günahları nedeniyle onlara bir
musibeti tattırmak istemektedir.
Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. (Maide
Suresi, 48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın
kendisine indirdiğinden başkasına
uymayacağını büyük bir kararlılıkla
kavmine tekrarlamıştır. Peygamberimiz
(sav)'in bu üstün ahlakını haber veren
bir ayet şöyledir:
De ki: "Size Allah'ın hazineleri
yanımdadır demiyorum, gaybı da
bilmiyorum ve ben size bir meleğim de
demiyorum. Ben, bana vahyedilenden
başkasına uymam." De ki: "Kör olanla,
gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek
misiniz?" (Enam Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda
kararlı ve sebatlı olması ile hak din,
en güzel ve en doğru şekliyle insanlara
bildirilmiştir. İnsanların büyük bir
bölümü ile kıyas yapmak Peygamberimiz
(sav)'in bu üstünlüğünün daha da iyi
anlaşılmasına vesile olacaktır.
Günümüzde de geçmişte de insanların
büyük bir bölümü zaaflara, hırslara,
tutku dolu isteklere sahiptirler. Büyük
bir çoğunluğu ise dini kabul etmelerine
rağmen bu zayıflıklarına yenilirler.
Zaaf ve tutkularını terk etmek yerine
dinin hükümlerinden tavizler verirler.
Örneğin dostlarının, eşlerinin,
akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek
dinin bazı hükümlerini yerine
getirmezler. Veya dine uymayan bazı
alışkanlıklarını terk edemezler. Bu
nedenle, dini kendi çıkarlarına göre
yorumlar, kendilerine uyan hükümlerini
kabul eder, diğerlerini görmezden
gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür
insanların isteklerine hiçbir zaman
taviz vermemiş, Allah'ın indirdiğini
hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç
kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece
Allah'tan korkup sakınarak Kuran'ı
insanlara tebliğ etmiştir. Allah,
Peygamber Efendimizin bu takva
özelliğini Kuran'da şöyle
bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun;
Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber)
sapmadı ve azmadı. O, hevadan (kendi
istek, düşünce ve tutkularına göre)
konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca
vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu
Kuran'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç
sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Necm
Suresi, 1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir.
Eğer o, size birçok işlerde uysaydı,
elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak
Allah size imanı sevdirdi, onu
kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve
size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin
gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş
(irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi, 7)
Peygamberimiz (sav)'in tüm alemlere
örnek olan tevekkülü
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili
olarak anlatılan olaylarda onun
tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça
görülmektedir. Örneğin Peygamberimiz
(sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra
arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir
mağaradaki sözleri tevekkülünün en güzel
örneklerinden biridir. Ayette şöyle
bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir. Hani
kafirler ikiden biri olarak O'nu
(Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle
diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah
bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na
'huzur ve güvenlik duygusunu'
indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkar edenlerin
de kelimesini (inkar çağrılarını)
alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi,
yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür,
hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe
Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda
olursa olsun, daima Allah'a teslim
olmuş, O'nun yarattığı herşeyde bir
hayır ve güzellik olduğunu bilmiştir.
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kavmine
söylemesi bildirilen şu sözler de bu
tevekkülün bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları
fenalaştırır, bir musibet isabet edince
ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık"
derler ve sevinç içinde dönüp giderler.
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları
dışında, bize kesinlikle hiçbir şey
isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve
müminler yalnızca Allah'a tevekkül
etmelidirler." (Tevbe Suresi, 50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm
Müslümanlara örnek olmuş ve insanın
Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye
asla güç yetiremeyeceğini şöyle
hatırlatmıştır:
"Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka
olur."5
"... Bir şey isteyince Allah'tan iste.
Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım
dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı
bir hususta sana faydalı olmak için
biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya
muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı
bir zararı sana vermek için biraraya
gelseler, buna da muktedir olamazlar."6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan
her müminin de, musibet gibi görünen
olayları onun gibi tevekküllü
karşılaması, herşeyde bir hayır ve
güzellik olduğuna iman etmesi gerekir.
Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah'ın
en takva kullarından biri olan
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok
büyük zorluklarla ve şedid olaylarla
denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde
her türlü zorluğu çıkarmaya hazır olan
insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü
davranarak Peygamberimiz (sav)'e tuzak
kurmaya çalışanlar, atalarının dinini
değiştirmeyi kabul etmeyen müşrikler,
peygamberden nefislerine uygun ayet
getirmesini isteyenler, Peygamberimiz
(sav)'i öldürmek, sürmek veya tutuklamak
isteyenler ve daha birçokları sürekli
olarak Peygamberimiz (sav)'e zorluk
çıkarmaya çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu
tavırlarına daima sabretmiş, büyük bir
kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ
etmiş ve Müslümanları tehlikelerden
koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir.
Onun bu azminin, başarısının ve
cesaretinin temelinde Allah'a olan güçlü
imanı, tevekkülü ve teslimiyeti
yatmaktadır. Peygamberimiz (sav),
mağarada olduğu gibi her durumda
Allah'ın kendisi ile birlikte olduğunu
bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına
ve Rabbimizin herşeyi en güzel ve en
hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına
iman etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in şu
hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören
tevekkülüne bir örnektir:
"Mümin kişinin durumu ne kadar
şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir
hayırdır. Bu durum, sadece mümine
hastır, başkasına değil: Ona memnun
olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise
hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu
da hayırdır."7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile
olaylar karşısında elinden gelen tüm
çabayı göstermiş ancak sonucun Allah'a
ait olduğunu her zaman bilerek, O'na
dayanıp güvenmiştir. Allah, onun bu
güzel tevekkülü karşısında onu daima
güçlü ve başarılı kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı
Peygamberimiz (sav)'e tevekkül etmesini
bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de
hayatı boyunca Rabbimizin bu emrine
uygun olarak davranmıştır. Ayette şöyle
buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından
çıktıkları zaman, onlardan bir grup,
karanlıklarda senin söylediğinin tersini
kurarlar. Allah, karanlıklarda
kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan
yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil
olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de
şöyle buyrulmaktır.
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de
ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte,
kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap
verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de
teslim oldunuz mu?" Eğer teslim
oldularsa, gerçekten hidayete
ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse,
artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir.
Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i
İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise
tevekkül edenlerin görecekleri karşılığı
şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz
kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç
gider, tok dönerler."8
Müminler için en güzel örnek
Peygamberimiz (sav)'in sözleri ve
tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir
zorlukla, nefsinin hoşlanmadığı bir
durumla karşılaşan her mümin, Kuran
ayetlerini, herşeyi yaratanın Allah
olduğunu düşünerek, Peygamber
Efendimizin tevekkülünü örnek almalı,
her olayda Allah'ın yarattığı kadere
teslim olduğunu zikretmelidir.
Peygamberimiz (sav) insanlardan hiçbir
karşılık beklemeden, sadece Allah'ın
hoşnutluğunu aramıştır
Islam dininin en temel özelliklerinden
biri, insanın tüm yaşamını Allah korkusu
üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini
de yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini
ve cennetini kazanmak için yapmasıdır.
Allah bir ayetinde müminlere "De ki:
"Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim,
hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan
Allah'ındır" şeklinde buyurmaktadır.
(Enam Suresi, 162)
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler, ıslah
edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve
dinlerini katıksız olarak Allah için
(halis) kılanlar başka; işte onlar
mü'minlerle beraberdirler. Allah
mü'minlere büyük bir ecir verecektir"
(Nisa Suresi, 146) ayetiyle de
müminlere, dini sadece Allah için, başka
hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları
emredilmiştir. Bir kimsenin Allah'a
sımsıkı sarılması, Allah'tan başka bir
ilah olmadığını bilerek, hayatını
yalnızca O'nu razı etmeye adaması ve her
ne olursa olsun Allah'a olan
sadakatinden vazgeçmemesi o kişinin
ihlas sahibi olduğunu gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve
ibadetlerle Allah'ın dışında bir
başkasının sevgisini, hoşnutluğunu,
takdirini, ilgi ve beğenisini elde
etmeye çalışmaz. İhlas sahibi müminlere
en güzel örnek Hz. Muhammed (sav) ve
diğer peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın
hoşnutluğunu aramış, hiçbir çıkar veya
dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı
boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini ve
cennetini kazanmak için çaba
göstermiştir.
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret
istemiyorum ve (kendiliğinden) bir
yükümlülük getirenlerden de değilim." (Sad
Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem,
artık o sizin olsun. Benim ecrim
(ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O,
herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi,
47)
Peygamberimiz (sav)'in zorluklar
karşısındaki güzel sabrı
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği
boyunca daha önce de belirtildiği gibi,
türlü zorluklarla karşılaşmıştır.
Kavminden inkar edenler ve müşrikler ona
karşı son derece incitici sözler
söylemişler, hatta büyücü veya delidir
demişler, bazıları da Peygamberimiz
(sav)'i öldürmek dahi istemiş ve bunun
için planlar kurmuştur. Buna rağmen,
Peygamberimiz (sav) her kültürden ve
karakterden insanı eğitmeye, onlara
Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel
tavrı öğretmeye çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi,
bazı kişiler en temel görgü
kurallarından dahi habersiz oldukları
için Peygamberimiz (sav) gibi ince
düşünceli, üstün ahlaklı bir insana
sıkıntı verebileceklerini
düşünmemişlerdir. Peygamberimiz (sav)
ise tüm bunlara karşı büyük bir sabır
göstermiş, her durumda Allah'a yönelerek
Allah'ın yardımını istemiş ve müminlere
de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize
birçok ayeti ile, inkar edenlerin
söylediklerine karşı sabırlı olmasını
şöyle tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine
karşılık sabret ve Rabbini güneşin
doğuşundan önce ve batışından önce hamd
ile tesbih et. (Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz
'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O,
işitendir, bilendir. (Yunus Suresi, 65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına
karşı senin göğsünün daraldığını
biliyoruz. (Hicr Suresi, 97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine
indirilmeli veya onunla birlikte bir
melek gelmeli değil miydi?" demeleri
dolayısıyla göğsün daralıp sana
vahyolunanlardan bir kısmını terk mi
edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın.
Allah herşeye vekildir. (Hud Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır
göstererek üstün bir ahlak sergilediğini
düşünen müminlerin karşılaştıkları
olaylarda kendilerine onu örnek almaları
gerekir. Nefislerine ters düşen en küçük
bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en
küçük bir itirazda tahammülsüzlük
gösterenler, Allah'ın dinini anlatmaktan
vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette
başarısız olunca mutsuz olanlar, bu
tavırlarının Allah'ın Kitabı'na ve
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun
olmadığını bilmelidirler. İman edenler,
her olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil
tutup O'na hamd ederek, Peygamberimiz
(sav) gibi üstün bir ahlak göstermeli ve
Rabbimizin rızasını, rahmetini ve
cennetini ummalıdırlar.
Peygamberimiz (sav) yanındakilere daima
hoşgörülü davranmıştır
Daha önce de belirtildiği gibi
Peygamberimiz (sav)'in yanında her
karakterden, her düşünceden insan vardı.
Ancak Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca
her biri ile tek tek ilgilenmiş, her
birinin eksiklerini ve hatalarını
düzeltmek için onları uyarmış,
temizliklerinden imanlarına kadar onları
her türlü konuda eğitmeye çalışmıştır.
Onun bu şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı
ve sabırlı tavrı, birçok insanın
kalbinin dine ısınmasına ve
Peygamberimiz (sav)'e büyük bir içtenlik
ve sevgi ile bağlanmalarına vesile
olmuştur. Allah, Peygamber Efendimizin
çevresindekilere gösterdiği bu güzel
tavrını Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara
yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı
yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır
giderlerdi. Öyleyse onları bağışla,
onlar için bağışlanma dile… (Al-i İmran
Suresi, 159)
Allah bir başka ayetinde ise
Peygamberimiz (sav)'e çevresindekilere
karşı nasıl davranması gerektiğini şöyle
bildirmiştir:
Biz onların neler söylediklerini daha
iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir
zorba değilsin; şu halde, Benim kesin
tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt
ver. (Kaf Suresi, 45)
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere
dini zor kullanarak veya şart koşarak
kabul ettirmeye çalışmamış her türlü
durumda güzellikle anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı ile
ümmetini her yönüyle sahiplenmiş, onlara
her konuda bir velinimet olmuştur. Bu
özelliklerinden dolayı Peygamberimiz
(sav) Kuran'ın birçok ayetinde
"sahibiniz" (arkadaş, sıkı dost, sahip)
olarak zikredilir. (Sebe Suresi, 46/Necm
Suresi, 2/ Tekvir Suresi, 22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı
tavrını takdir edip anlayabilen müminler
de, onu kendilerine herkesten çok daha
yakın görmüşler ve onu kendi
nefislerinden çok daha üstün
tutmuşlardır. Bir ayette Allah bunu
şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler için kendi
nefislerinden daha evladır ve onun
zevceleri de onların anneleridir… (Ahzab
Suresi, 6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis
alimlerinden derlediği bilgiler ile
Peygamber Efendimizin çevresindekilere
karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:
"... Huzurunda oturan herkese mübarek
yüzünden nasibini verir, iltifat
buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes
onun nezdinde kendisinden daha değerlisi
olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet
onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel
latifeleri ve teveccühü hep nezdinde
oturanlar içindi. Bununla birlikte onun
meclisi haya, tevazu ve emniyet
meclisiydi.
... Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş
tutmak için sahabelerini künyeleri ile
çağırır, künyesi olmayanlara künye
bularak onunla hitap ederdi.
Öfkelenmekten son derece uzak ve bir
şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara
karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle
ya, insanların en hayırlısı insanlara
hayrı dokunan, insanların en yararlısı
da insanlara faydalı olandır."9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri
dine bağlayan ve kalplerini imana
ısındıran insan sevgisi, ince düşüncesi
ve şefkati, tüm Müslümanların önemle
üzerinde durmaları gereken bir ahlak
üstünlüğüdür.
Peygamberimiz (sav)'in tüm insanlığa
örnek adaleti
Allah Kuran'da müminlere "Allah için
şahidler olarak adaleti ayakta tutun.
(Onlar) ister zengin olsun, ister fakir
olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza
uymayın" (Nisa Suresi, 135) şeklinde
buyurmaktadır. Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav), hem Müslümanlar arasında
verdiği hükümler, hem diğer din, dil,
ırk ve kavimlerden olan kişilere karşı
adil ve hoşgörülü tutumu, hem de
Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi
zengin, fakir ayırmaksızın herkese eşit
davranmasıyla tüm insanlar için çok
büyük bir örnektir.
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle
buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram
yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında
hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer
onlardan yüz çevirecek olursan, sana
hiçbir şeyle kesin olarak zarar
veremezler. Aralarında hükmedersen
adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah,
adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide
Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir
kavmin içinde dahi, Allah'ın emrine
uymuş ve hiçbir zaman adaletten taviz
vermemiştir. Daima "Rabbim adaletle
davranmayı emretti…" (Araf Suresi, 29)
diyerek her devirde tüm insanlara örnek
olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği
süresince adil tutumuna örnek teşkil
eden birçok olay yaşanmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in yaşadığı
coğrafyada çok çeşitli din, dil, ırk ve
kabileden insan birarada yaşıyordu. Bu
toplulukların birarada huzur ve güven
içinde yaşamaları, aralarına nifak
sokmaya çalışanların etkisiz
bırakılmaları çok zordu. En küçük bir
sözden veya tavırdan hemen bir grup
diğerine karşı öfkelenip
saldırabiliyordu. Ancak Peygamberimiz
(sav)'in adaleti, Müslümanlar için
olduğu kadar bu topluluklar için de bir
huzur ve güvence kaynağı olmuştur. Asr-ı
Saadet döneminde Arabistan Yarımadasında
Hıristiyan, Musevi, putperest, ayırt
etmeksizin herkese adil davranılmıştır.
Peygamberimiz (sav) Allah'ın "Dinde
zorlama (ve baskı) yoktur…" (Bakara
Suresi, 256) ayetine uyarak, herkese hak
dini anlatmış ancak seçimlerini yapmak
konusunda serbest bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka
ayetinde de, farklı dinlerden insanlara
karşı nasıl bir adalet ve uzlaşma içinde
olması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve
emrolunduğun gibi doğru bir istikamet
tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına
uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği her
kitaba inandım. Aranızda adaletli
davranmakla emrolundum. Allah, bizim de
Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim
amellerimiz bizim, sizin amelleriniz
sizindir. Bizimle aranızda 'deliller
getirerek tartışma (ya, huccete gerek)'
yoktur. Allah bizi biraraya
getirip-toplayacaktır. Dönüş O'nadır."
(Şura Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına
uyarak gösterdiği bu güzel tavrı, bugün
farklı dinlerden insanların birbirlerine
karşı tutumları konusunda örnek
olmalıdır.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı
ırklardan insanlar arasında da uzlaşma
sağlamıştır. Peygamberimiz (sav) birçok
konuşmasında, hatta Veda Hutbesinde de
ırklara göre bir üstünlük olamayacağını,
Allah'ın ayetinde haber verdiği gibi
"üstünlüğün takvaya göre olacağını"
bildirmiştir. Ayette şöyle
buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir
erkek ve bir dişiden yarattık ve
birbirinizle tanışmanız için sizi
halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık.
Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün
(kerim) olanınız, (ırk ya da soyca
değil) takvaca en ileride olanınızdır.
Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
(Hucurat Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı
hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar! Hepiniz Adem'in
çocuklarısınız. Adem ise topraktan
yaratılmıştır. İnsanlar muhakkak ve
muhakkak ırklarıyla övünmeyi
bırakmalılar."10
"Sizin şu soyunuz-sopunuz kimseye
üstünlük ve kibir taslamaya vesile
olacak şey değildir. (Ey insanlar)!
Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz
bir ölçek içindeki birbirine müsavi
buğday taneleri gibisiniz… Halbuki, hiç
kimsenin kimseye din ve takva müstesna
üstünlüğü yoktur. Kişiye kötü olması
için; başkalarını yermesi, küçük
görmesi, cimri, kötü huylu, had ve
hududu aşmış olması yeter."11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de
Müslümanlara şöyle seslenmişti:
"Soylarla övünülmez. Araplar, Arap
olduklarından Acemlerden; Acemler de,
Acemi olduklarından Araplardan üstün
sayılamazlar. Çünkü Allah katında en
yüce olanınız, ona karşı gelmekten en
fazla kaçınanınız (en takvalınız)dır."12
Arap Yarımadasının güney kısmındaki
Hıristiyan Necran Halkı ile yapılan bir
antlaşma da Peygamber Efendimizin
adaletine çok güzel bir örnek teşkil
etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden
biri şöyledir:
"Necranlıların ve maiyetindekilerin
canları, malları, dinleri varları ve
yokları, aileleri, kiliseleri ve sahip
olduları herşey Allah'ın ve Allah'ın
Peygamberinin güvencesi (himayesi)
altına alınacaktır."13
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan,
Yahudi ve müşrik topluluklarla
imzaladığı Medine Vesikası da önemli bir
adalet örneğidir. Farklı inançlara sahip
topluluklar arasında adaletin sağlanması
ve her topluluğun çıkarlarının
gözetilmesi için hazırlanan bu vesika
sayesinde yıllarca düşmanlık içinde
yaşayan topluluklara barış
getirilmiştir. Medine Vesikası'nın en
belirgin özelliklerinden biri inanç
özgürlüğü sağlamasıdır. Bu konu ile
ilgili madde şöyledir:
"Ben-i Avf Yahudileri, müminlerle
beraber aynı ümmettirler, Yahudilerin
dinleri kendilerine, Müslümanların
dinleri de kendilerinedir."14
Medine Vesikasının 16. maddesinde ise,
"Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir
haksızlığa uğramaksızın ve düşmanlarıyla
da yardımlaşmaksızın, yardım ve
desteğimize hak kazanacaklardır"15 diye
bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'den
sonra da sahabeleri Peygamberimiz
(sav)'in antlaşmaya koydurduğu bu hükme
sadık kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi,
Budist, Brahman ve benzeri inançlara
sahip kişiler için de uygulamışlardır.16
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve
güvenlik içinde geçmesinin en önemli
nedenlerinden biri, Kuran ahlakına uyan
Peygamberimiz (sav)'in adaletli
tutumudur.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman
olmayan kişilerde de bir güven duygusu
uyandırmıştır ve müşriklerden dahi
Peygamberimiz (sav)'in himayesi altına
girmek isteyenler olmuştur. Allah
Kuran'da müşriklerin bu taleplerini
bildirmiş ve aynı zamanda Peygamberimiz
(sav)'e bu kişilere karşı nasıl
davranması gerektiğini de vahyetmiştir:
"Eğer müşriklerden biri, senden 'eman
(himaye) isterse', ona eman ver; öyle ki
Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra
onu 'güvenlik içinde olacağı yere
ulaştır'… Şu halde o (anlaşmalı
olanlar), size karşı (doğru) bir tutum
takındıkça, siz de onlara karşı doğru
bir tutum takının. Şüphesiz Allah,
muttaki olanları sever." (Tevbe Suresi,
6-7)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında
meydana gelen çatışmaların, kavgaların,
huzursuzlukların tek çözümü Kuran
ahlakına uymak ve Peygamberimiz (sav)
gibi din, dil veya ırk ayrımı
gözetmeksizin, adaletten hiçbir zaman
ayrılmamaktır.
Peygamberimiz (sav)'e itaat eden Allah'a
itaat etmiş olur
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere
uymakla ve onlara itaat etmekle sorumlu
tutmuştur. Elçiler, Allah'ın emirlerini
yerine getiren, insanlara Allah'ın
vahyini ileten ve hal ve tavırlarıyla,
konuşmalarıyla, kısacası tüm
hayatlarıyla insanlara Allah'ın en
hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın
nasıl yaşanması gerektiğini gösteren
mübarek insanlardır. Allah Kuran'da
elçilerine uyanların kurtuluşa
ereceklerini bildirmiştir. Bu nedenle
Peygamberimiz (sav)'e itaat, önemli bir
ibadettir. Allah itaat konusunun önemini
Kuran'da şöyle haber verir:
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak
Allah'ın izniyle kendisine itaat
edilmesinden başka bir şeyle
göndermedik. Onlar kendi nefislerine
zulmettiklerinde şayet sana gelip
Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi
de onlar için bağışlama dileseydi,
elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden,
esirgeyen olarak bulurlardı. (Nisa
Suresi, 64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse,
işte onlar Allah'ın kendilerine nimet
verdiği peygamberler, doğrular (ve
doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle
beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?
(Nisa Suresi, 69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise,
peygamberlere itaat edenlerin aslında
Allah'a itaat etmiş oldukları
bildirilir. Elçilere başkaldıranlar ise,
gerçekte Allah'a karşı gelmişlerdir. Bu
ayetlerden bazıları şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte
Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz
çevirirse, Biz seni onların üzerine
koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak
Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli,
onların ellerinin üzerindedir. Şu halde,
kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi
aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de
Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse,
artık O da, ona büyük bir ecir
verecektir. (Fetih Suresi, 10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i
şeriflerinde itaatin önemini hatırlatmış
ve şöyle buyurmuştur:
"Kim bana itaat ederse, muhakkak ki
Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana
isyan ederse muhakkak ki Allah'a isyan
etmiştir."17
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in
müminler için bir koruyucu ve yönetici
olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle
Müslümanlar her konuda Peygamberimiz
(sav)'e danışır, onun fikrini ve
rızasını alarak bir işe başlarlardı.
Ayrıca aralarında anlaşmazlığa
düştükleri konularda, çözüm
bulamadıklarında veya ümmetin
güvenliğine, sağlığına, ekonomik
durumuna yönelik bir haber
öğrendiklerinde bunları da hemen
Peygamberimiz (sav)'e iletir ve ondan en
hayırlı ve güvenli çözüm veya yöntemi
öğrenerek uygularlardı.
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere
emrettiği çok önemli bir ahlaktır.
Örneğin Allah bir ayetinde, tüm
haberlerin peygambere veya onun
kendisine vekil kıldığı kişilere
iletilmesini emretmektedir. Ayette şöyle
buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi
geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler.
Oysa bunu peygambere ve kendilerinden
olan emir sahiplerine götürmüş
olsalardı, onlardan
'sonuç-çıkarabilenler' onu bilirlerdi.
Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti
olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana
uymuştunuz. (Nisa Suresi, 83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti
olan bir emirdir. Herşeyden önce
Peygamberimiz (sav)'in her emri ve hükmü
Allah'ın koruması altındadır.
Dolayısıyla verdiği kararlar daima hayır
olur. Ayrıca Peygamberimiz (sav) ümmetin
en akıllı ve hikmetli kişisidir. İnsan
her işinde doğal olarak en ehil, en
yüksek akla ve vicdana sahip olan, en
çok güvendiği ve emin olduğu kişiye
danışmak, bir haberi sonuç çıkarması
için ona götürmek ister.
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu
özelliklerinin yanında, bütün haberlerin
tek bir kişide toplanmasının bir hikmeti
de, bu haberlerin bütününden daha akılcı
ve sağlıklı yorumlar yapılabilecek
olmasıdır. Allah bir başka ayetinde ise,
müminlerin aralarındaki anlaşmazlıklarda
Peygamberimiz (sav)'i hakem tutmalarını
bildirmiştir. Bu tür çözümsüzlüklerin
hemen Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi
Allah'ın emridir ve bu nedenle de akla,
vicdana ve adaba uygun olandır. Ayrıca,
Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme
gönülden ve hiçbir kuşkuya kapılmadan
itaat etmek son derece önemlidir. Onun
verdiği karar o insanın çıkarları ile
çelişse de, gerçekten iman edenler bu
durumdan hiçbir burukluk duymaz ve hemen
razı olarak peygamberin hükmüne itaat
ederler. Allah bu önemli itaat
özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun,
aralarında çekiştikleri şeylerde seni
hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme,
içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın,
tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça,
iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının
daima Allah'ın koruması altında olduğunu
fark edemeyen bazı zayıf imanlı ya da
ikiyüzlü kişiler, Peygamberimiz (sav)'in
her konudan haberdar olarak
bilgilendirilmesine karşı çıkmış ve bu
konuda fitne çıkarmaya çalışmışlardır.
Bu durumun bildirildiği ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O
(her sözü dinleyen) bir kulaktır"
diyenler vardır. De ki: "O sizin için
bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder,
mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman
edenler için bir rahmettir. Allah'ın
elçisine eziyet edenler... Onlar için
acı bir azab vardır." (Tevbe Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları
ve Peygamberimiz (sav)'i takdir edip
tanıyamadıkları için onun herşeyden
haberdar olmasını cahiliye zihniyeti ile
değerlendirmişlerdir. Çünkü cahiliye
insanları sahip oldukları bilgileri
hayır, güzellik, insanların iyiliği ve
güvenliği için kullanmazlar. Onlar bunu
ancak dedikodu ve fitne için kullanır,
insanları birbirine düşürmeye, tuzaklar
kurmaya çalışırlar. Oysa, Peygamberimiz
(sav) kendisine gelen her haberle hem
Müslümanların hem de koruması altındaki
diğer insanların güvenliğini, sağlığını,
huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri
bertaraf ederek, müminlere kurulan
tuzakları bozmuş, iman zaafiyeti içinde
olanları tespit ederek onların
imanlarını güçlendirecek önlemler almış,
müminleri zayıflatacak, şevklerini
kıracak tüm ihtimallerin önünü kesmiş,
müminlere güzellik ve hayır getirecek
türlü yöntemler belirlemiştir. Bu
nedenle Allah ayetlerde onun, "bir hayır
kulağı" olduğunu bildirmiştir.
Peygamberimiz (sav)'in her sözü, her
kararı, her önlemi müminlere ve aslında
tüm insanlara hayır ve güzellik
getirmiştir.
Peygamberimiz (sav) insanları
vicdanlarını etkileyecek şekilde
hikmetle uyarıp korkutmuştur
Peygamber Efendimiz, kendisine Kuran
vahyedildikten itibaren hayatı boyunca
insanları Allah'ın dinine çağırmış,
onlara doğru yolu göstererek rehberlik
etmiştir. Kuran'ın bir ayetinde
Peygamberimiz (sav)'in şöyle hitap
etmesi bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret
üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana
uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim,
ben müşriklerden değilim." (Yusuf
Suresi, 108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere
Peygamberimiz (sav) insanları uyarıp
korkuturken ve onlara Kuran'ı, güzel
ahlakı öğretirken birçok zorluklarla
karşılaşmıştır. Herkes hidayet ehli
olmadığı için, kıskançlığından,
kininden, öfkesinden dolayı
Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkaranlar,
söylediği sözü kavrayamayanlar, anladığı
halde ağırdan alanlar, Peygamberimiz
(sav)'in söylediklerine inandım dediği
halde gerçekte inanmayıp iki yüzlü
davrananlar ve benzeri kötü ahlak
gösterenler olmuştur. Peygamberimiz
(sav) bunlara rağmen hiçbir zaman
yılmadan dini anlatmaya büyük bir
kararlılıkla devam etmiştir. Bu
kişilerin tavırları bir ayette şöyle
açıklanır:
… Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar
sizinle karşılaştıklarında "inandık"
derler, kendi başlarına kaldıklarında
ise, size olan kin ve öfkelerinden
dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki:
"Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah,
sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
(Al-i İmran Suresi, 119)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara
karşı tavrı ve kararlılığı ise ayette
şöyle bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana
indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat
(Müslümanların aleyhinde birleşen)
gruplardan, onun bazısını inkar edenler
vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a
kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla
emrolundum. Ben ancak O'na davet ederim
ve son dönüşüm O'nadır." (Rad Suresi,
36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya
devam etmiş, dine ve kendisine karşı
düşmanlık beslemelerine rağmen belki
vazgeçerler ve hidayet bulurlar diye
onlara dini en etkili şekilde
anlatmıştır. Münafıkların Peygamberimiz
(sav)'in anlattıklarına karşı
gösterdikleri tavır ise Nisa Suresi'nde
şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce
indirilene gerçekten inandıklarını öne
sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un
önünde muhakeme olmayı istemektedirler;
oysa onlar onu reddetmekle
emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak
bir sapıklıkla sapıtmak ister. Onlara:
"Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin"
denildiğinde, o münafıkların senden
kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.
(Nisa Suresi, 60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına
rağmen Peygamberimiz (sav) onlara öğüt
vermiş, onların vicdanlarını
etkileyerek, doğruyu görmelerini
sağlayacak şekilde onlarla konuşmuştur.
Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı
bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz
çevir, onlara öğüt ver ve onlara
nefislerine ilişkin açık ve etkileyici
söz söyle. (Nisa Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt
vermek, hatalarını açıkça söyleyerek
onları doğru yola çağırmak elbette ki
güç bir sorumluluktur. Ancak,
Peygamberimiz (sav) gibi Allah'a dayanıp
güvenen, hidayeti verenin Allah olduğunu
bilen, insanlardan değil sadece
Allah'tan korkup sakınan bir insan için,
her işte olduğu gibi bunda da Allah'ın
yardımı ve kolaylıklar vardır.
Allah Kuran'da birçok ayetinde sapıklık
içinde olan insanları doğru yola
iletmek, onları arındırmak ve onlara
ayetlerini öğretmek için elçilerini
gönderdiğini bildirmektedir. Yukarıda da
belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav)
Allah'ın kendisine verdiği bu
sorumluluğu büyük bir sabır, şevk ve
kararlılıkla hayatı boyunca
sürdürmüştür. Vefatına çok yakın bir
zaman kala yaptığı Veda Hutbesi'nde dahi
Müslümanları eğitmeye ve onlara öğüt
vermeye devam etmiştir.
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e verdiği
bu güzel sorumluluklar ayetlerde şöyle
bildirilir:
Öyle ki size, kendinizden, size
ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak,
size Kitap ve hikmeti öğretecek ve
bilmediklerinizi bildirecek bir elçi
gönderdik. (Bakara Suresi, 151)
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde
kendilerinden onlara bir peygamber
göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O)
Onlara ayetlerini okuyor, onları
arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti
öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık
bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran
Suresi, 164)
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve
onlara ayetlerini okuyan, onları
arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve
hikmeti öğreten bir elçi gönderendir.
Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça
bir sapıklık içinde idiler. (Cuma
Suresi, 2)
Allah bir ayetinde, Peygamberimiz
(sav)'in öğütlerinin, hatırlatma ve
uyarılarının inananlar için "hayat
verecek şeyler" olduğunu bildirmektedir.
Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey iman edenler, size hayat verecek
şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve
Resûlü'ne icabet edin. Ve bilin ki
muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına
girer ve siz gerçekten O'na götürülüp
toplanacaksınız. (Enfal Suresi, 24)
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı
ve öğütleri herhangi bir insanın çağrısı
gibi değildir. Bu çağrılara uymak,
insanın dünyada ve ahirette kurtuluşu
demektir. Peygamberimiz (sav)'in her
çağrısında insanı kötülüklerden,
zulümden, karamsarlıktan, azaptan
kurtaracak hikmetler vardır.
Peygamberimiz (sav)'in her öğüdünde
Allah'ın ilhamı ve koruması olduğu için,
samimi bir Müslüman bu öğütlere gönülden
teslim olarak, hidayet bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan
sözlerinde onun müminlere verdiği güzel
öğütler de bulunmaktadır. Bunlardan bir
tanesi sahabesi Muaz (r.a)'a verdiği
öğüttür. Ona şöyle söylediği aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün
doğrusunu söylemeni, sözünde durmanı,
emaneti yerine getirmeni, hıyanetten
uzak kalmanı, komşu hakkını korumanı,
yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol
selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az
tamahkarlığı, imana sarılmanı, Kuran'ı
derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini,
hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını
indirmeni tavsiye ederim.
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten,
doğru söyleyene yalan söylemekten,
günahkara boyun eğmekten, adaletli bir
hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde
fesat çıkarmaktan men ederim.
Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın
yanında nerede olursan ol Allah'tan
korkmanı işlediğin her günahın ardından
gizlisine gizli, aleni olanına da aleni
tevbe etmeni tavsiye ederim."18
Peygamber Efendimiz, yakınlarını ve
Müslümanları böyle eğitmiş ve onları her
zaman güzel huylu olmaya çağırmıştır.
Peygamberimiz (sav) konuşmalarında daima
Allah'ı tesbih ederdi
Peygamberimiz (sav), Allah'ın "… Ve O'nu
tekbir edebildikçe tekbir et" (İsra
Suresi, 111) ayetiyle bildirdiği emrine
uygun olarak bir konuyu anlatırken,
müminlere öğüt verirken, insanlara
seslenirken veya dua ederken, hep
Rabbimizi en yüce ve en güzel isimleri
ile anar, O'nun gücünü, üstünlüğünü ve
büyüklüğünü zikrederdi. Allah,
Peygamberimiz (sav)'e, insanlara nasıl
hitap etmesi gerektiğini şu ayetlerle
bildirmiştir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım,
dilediğine mülkü verirsin ve
dilediğinden mülkü çekip-alırsın,
dilediğini aziz kılar, dilediğini
alçaltırsın; hayır Senin elindedir.
Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin.
Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın,
gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın;
diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de
diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine
hesapsız rızık verirsin." De ki:
"Sinelerinizde olanı -gizleseniz de,
açığa vursanız da- Allah bilir. Ve
göklerde olanı da, yerde olanı da bilir.
Allah, herşeye güç yetirendir." (Al-i
İmran Suresi, 26-27-29)
De ki: "… Hüküm yalnızca Allah'ındır. O,
doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin
en hayırlısıdır." (Enam Suresi, 57)
De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin
hepinize gönderdiği bir elçisi
(peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin
mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah
yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse
Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine
iman edin. O da Allah'a ve O'nun
sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki
hidayete ermiş olursunuz. (Araf Suresi,
158)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için
deniz mürekkep olsa ve yardım için bir
benzerini (bir o kadarını) dahi
getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden
önce, elbette deniz tükeniverirdi. (Kehf
Suresi, 109)
De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir
(herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir
şeye ihtiyacı olmayandır). O,
doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve
hiçbir şey O'nun dengi değildir. (İhlas
Suresi, 1-4)
Peygamberimiz (sav), bir Müslümana öğüt
verirken de ona önce Allah'ın yüceliğini
hatırlatmış ve şöyle demiştir:
"Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir,
şeriksizdir. Arz ve semanın mülkü O'na
aittir. Bütün hamdler O'nadır, O herşeye
kadirdir." de... Taşlanmış şeytandan
Allah'a sığın."19
Peygamber Efendimizin her halini,
ahlakını ve takvasını kendisine örnek
edinen, Kuran'a ve Peygamberimiz
(sav)'in sünnetine uyan her müminin
konuşması da, insanlara Allah'ı, O'nun
gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima
Allah'a çağıran, insanlara Allah'ı
sevdiren ve O'ndan korkup sakınmalarına
vesile olan bir üslupta olmalıdır.
Müminin her konuşmasında Allah'ı
unutmadığı, her zaman Rabbimize
yöneldiği belli olmalıdır.
Peygamberimiz (sav), müminlere her zaman
Allah'ı sevmelerini ve kendisini de
Allah'ı sevdikleri için sevmelerini
öğütlemiştir. Bir hadiste şöyle
bildirilmektedir:
"Size vermekte olduğu nimetlerinden
ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni
sevdiği için seviniz."20
Peygamberimiz (sav) bir "Müjdeleyici"
idi
Allah "Ey Peygamber, gerçekten Biz seni
bir şahid, bir müjde verici ve bir
uyarıcı olarak gönderdik" (Ahzab Suresi,
45) ayetinde Peygamberimiz (sav)'in bir
müjde verici ve uyarıcı olduğunu
bildirmektedir. Peygamberimiz (sav),
insanları hem cehennem azabına karşı
uyarıp korkutmuş, hem de onları dünyada
iyilerin daima üstün geleceği, ahirette
ise sonsuz cennet hayatı ile
müjdelemiştir. Peygamberimiz (sav)'in bu
özelliği Kuran ayetlerinde şöyle
bildirilir:
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir
uyarıcı olarak, hak (Kuran) ile
gönderdik. Sen cehennemin halkından
sorumlu tutulmayacaksın. (Bakara Suresi,
119)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve
o hak ile indi; seni de yalnızca bir
müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak
gönderdik. (İsra Suresi, 105)
Gerçekten o (Kuran), alemlerin Rabbinin
(bir) indirmesidir. Onu Ruhu'l-emin
indirdi. Uyarıcılardan olman için, senin
kalbinin üzerine (indirmiştir). (Şuara
Suresi, 192-194)
Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde
verici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe
Suresi, 28)
Peygamberimiz (sav)'i örnek alarak onun
sünnetine uyanlar da onun gibi insanları
uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler
olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz
(sav) de ümmetine müjde verenlerden
olmalarını şöyle buyurmuştur:
"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin.
Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.
Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa
düşmeyin."21
Müjde vermek, müminlerin şevk ve
heyecanlarını artırır, yaptıkları salih
amellerde daha gayretli ve başarılı
olmalarına vesile olur. Yaptığı işi,
karşılığını cennette bir güzellik olarak
alacağını umarak yapan kişi, elbette ki
işini monotonluk içinde, bir
alışkanlıkla veya mecburiyetten yapan
kişiden çok daha farklı bir ruh hali ve
tavır içinde olacaktır. Allah, bu
nedenle Peygamberimiz (sav)'e "Müminleri
hazırlayıp-teşvik et" (Nisa Suresi, 84)
şeklinde buyurmuştur.
Allah bir başka ayetinde ise, "Müminlere
müjde ver; gerçekten onlar için
Allah'tan büyük bir fazl vardır" (Ahzab
Suresi, 47) şeklinde bildirir. Allah'ın
emrine ve Peygamberimiz (sav)'in
ahlakına uyan her mümin, tüm
Müslümanları müjdelemek ve onları teşvik
ederek şevklendirmekle sorumludur.
Olumsuz konuşmalar yapmak, kolay olan
işleri zor gibi gösterip müminleri
yıldırmaya çalışmak, güzellikleri,
Allah'ın Kuran'da verdiği müjdeleri
unutturarak Müslümanları gaflete
sürüklemek Müslümanca bir tavır
değildir. Kuran ahlakına uygun olan,
Peygamberimiz (sav) gibi, Allah'ın
Müslümanlara vaat ettiği güzellikleri
sık sık hatırlatmak ve onları hep canlı
ve şevkli tutmaktır.
Peygamberimiz (sav)'e müjdelemesi
emredilen konulardan biri Allah'ın
günahları bağışlayan olmasıdır:
... De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak
üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın
rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz
Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü
O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer
Suresi, 53)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana
geldiklerinde, onlara de ki: "Selam
olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi
üzerine yazdı ki, içinizden kim bir
cehalet sonucu bir kötülük işler sonra
tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse
şüphesiz, O, bağışlayandır,
esirgeyendir." (Enam Suresi, 54)
Diğer bir müjde konusu ise cennettir:
De ki: "Size bundan daha hayırlısını
bildireyim mi? Korkup sakınanlar için
Rablerinin katında, içinde temelli
kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın
rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla
görendir." (Al-i İmran Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin
de bir insan olduğunu hatırlatmıştır
Inkar edenlerin temel özelliklerinden
biri, kibirleridir. Bu kibirleri
nedeniyle Allah'ın elçilerine itaat
etmeyi reddetmişler ve itaat etmemek
için türlü bahaneler öne sürmüşlerdir.
Bu bahanelerinden biri ise, elçilere
ancak insanüstü bir varlık olurlarsa
itaat edeceklerini söylemeleridir.
Peygamberimiz (sav) ise kavmine,
kendisinin Allah'a kul olan bir insan
olduğunu, onların bu beklentilerinin
yersiz olduğunu ve kurtuluşa ermek için
Allah'a yönelmelerini söylemiştir. Bu
konudaki Kuran ayetlerinde Allah,
Peygamberimize şunları söylemesini
emretmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin
benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca
bana sizin ilahınızın tek bir ilah
olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine
kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir
amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç
kimseyi ortak tutmasın." (Kehf Suresi,
110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de)
tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı,
Biz de onlara gökten elçi olarak elbette
melek gönderirdik." De ki: "Benimle
aranızda şahid olarak Allah yeter;
kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle
haberdardır, görendir." (İsra Suresi,
95-96)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin
de Müslüman olmakla ve Allah'a itaat
etmekle emrolunduğunu ve kendisinin
sadece uyarmakla sorumlu olduğunu, inkar
edenlerin tavırlarından sorumlu
tutulmayacağını da bildirmiştir. Bunu
haber veren ayetler şöyledir:
(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine
ibadet etmekle emrolundum ki, O,
burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı.
herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan
olmakla emrolundum." "Ve Kuran'ı
okumakla da (emrolundum). Artık kim
hidayete gelirse, kendi nefsi için
hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa,
de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım."
Ve de ki: "Allah'a hamdolsun, O size
ayetlerini gösterecektir, siz de onları
bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin,
yaptıklarınızdan gafil değildir. (Neml
Suresi, 91-93)
Peygamberimiz (sav) Müslümanların
üzerlerindeki zorlukları kaldırmıştır
Peygamberimiz (sav) yukarıda sayılan
özellikleri ile, müminlerin üzerlerinden
yük almış, onların akıl
erdiremeyecekleri veya zorlukla
yapacakları işlerde onlara yol
göstermiştir. Bunun yanında, insanların
bir kısmı kendi kendilerine zulmetmeye,
kendilerine zorluk çıkarmaya, kendi
akıllarından kurallar çıkarıp, bu
kurallara uyduklarında kurtuluş
bulacaklarına inanmaya çok yatkındır.
Tarih boyunca dinlerin tahrif
edilmesinin altında yatan nedenlerden
biri de insanların bu özelliğidir.
Birçok topluluk, dinde olmayan kurallar
uydurmuş, bunlara uyulduğunda da takva
olacaklarına kendilerini ve insanları
inandırmışlardır. Peygamberimiz (sav)'in
en önemli vasıflarından biri ise,
insanlar üzerindeki bu kendi elleriyle
oluşturdukları zorlukları kaldırmaktır.
Allah bir ayetinde Peygamberimiz
(sav)'in bu özelliğini şöyle bildirir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve
İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları
ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye
(Resul) uyarlar; o, onlara marufu
(iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü)
yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar
şeyleri haram kılıyor ve onların ağır
yüklerini, üzerlerindeki zincirleri
indiriyor. Ona inananlar, destek olup
savunanlar, yardım edenler ve onunla
birlikte indirilen nuru izleyenler; işte
kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf
Suresi, 157)
Ayette bildirilen "ağır yük" ve
"zincirler" insanların üzerlerindeki
zorluklardır. Peygamberimiz (sav) ise
hem hayatı ile onlara örnek olup, hem de
ayette bildirildiği gibi onları iyiliğe
davet edip, kötülüklerden sakındırarak,
insanların üzerlerinden zorlukları
kaldırmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in en güzel örnek
olduğu konulardan biri de takvası yani
sadece Allah'ın rızasını gözeten
tavrıdır. Peygamberimiz (sav) sadece
Allah'tan korkup sakındığı ve hiçbir
zaman insanların hevalarına uymadığı
için daima en doğru yolda olmuştur.
Kuran ahlakının bu özelliği insan için
büyük bir kolaylık ve güzelliktir.
İnsanları memnun etmeye, kendini onlara
beğendirmeye çalışan, hem Allah'ın hem
de insanların rızasını arayarak, takdir
ve övgü peşinde koşan kişiler için her
yaptıkları iş büyük bir ağırlıktır.
Böyle insanlar hem içlerinden geldiği
gibi, samimi, özgür düşünüp
davranamazlar, hem de her insanı aynı
anda memnun edemeyecekleri için
aradıkları övgü ve takdiri de
bulamazlar. En küçük bir hatalarında
bile paniğe kapılır, gözüne girmeye
çalıştıkları kişilerin hoşnutsuz
olduklarını gördüklerinde onların saygı
ve güvenini kaybetme korkusunu taşırlar.
Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten,
sadece Allah'tan korkup sakınan
Müslümanlar hiçbir zaman
başaramayacakları ve onlara dünyada ve
ahirette sıkıntı ve kayıp getirecek bir
yükün altına girmezler. Hiçbir zaman
insanların hoşnutluğu, ne düşündükleri,
ayıplayıp kınamaları gibi konularda
hesap yapmazlar. Bu nedenle her zaman
rahat ve huzurludurlar. Bir hataları
olduğunda da bunun hesabını sadece
Allah'a vereceklerini, sadece Allah'tan
bağışlanma dilemeleri gerektiğini
bildikleri için yine bir sıkıntı ve
endişe içinde olmazlar.
İşte Peygamber Efendimiz hem sözleri hem
de hali ile müminlere ihlasla yaşamayı
öğretmiş ve bütün insanlık için ağır bir
yük olan "insanların rızasını gözetmeyi"
onların sırtından almıştır. Elbette bu,
Peygamberimiz (sav)'in inananların
üzerinden kaldırdığı zorluklardan
yalnızca biridir. Hz. Muhammed (sav), bu
şekilde dünyada ve ahirette hayır ve
güzellik getirecek pek çok konuda tüm
Müslümanlara örnek olmuştur.
Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş
ve ortaklar koşan kimsenin bir
olmayacağını ayette şöyle
bildirmektedir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek
verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve
geçimsiz bulunan, sahipleri de çok
ortaklı olan (köle) bir adam ile
yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir
adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?
Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu
bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Peygamberimiz (sav)'in, müminlerin
üzerlerinden kaldırdığı tek zorluk şirk
değildir. Peygamberimiz (sav), insanlara
güç gelen, onlara sıkıntı veren her
türlü zorluğu kaldırmış, onları en kolay
ve en güzel olana çağırmış ve herşeyin
çözümünü göstermiştir. Bu nedenle
Peygamber Efendimizin sünnetine uyanlar,
huzurlu ve kolay bir hayat yaşarlar.
Peygamberimiz (sav)'in bu konudaki
hadis-i şeriflerinden bazıları şöyledir:
"... Sen, yakini bir imanla, tam bir
rıza ile Allah için çalışmaya muktedir
olabilirsen çalış; şayet buna muktedir
olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda
çok hayır var. Şunu da bil ki nusret
sabırla birlikte gelir, kurtuluş da
sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık
vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla
galebe çalamayacaktır."22
"Zorluk gelip şu kayanın içine girse
mutlaka kolaylık peşinden gelip içeri
girer ve oradan zorluğu çıkarır."23
Peygamber Efendimiz müminlere çok düşkün
ve şefkatliydi
Peygamber Efendimiz çok içli, şefkatli,
anlayışlı, sevgi dolu bir insandı.
Dostlarının, yakınlarının, kendisine
tabi olan tüm müminlerin maddi ve manevi
her türlü sorunu ile ilgilenir,
sağlıkları, güvenlikleri, neşeleri için
tüm tedbirleri alır, onlara koruyucu
kanatlarını gerer, imanlarını ve
takvalarını sürekli takviye ederek
ahiret hayatlarını düşünürdü.
Peygamberimiz (sav)'in bu tüm insanlığa
örnek olan güzel özellikleri ayetlerde
şöyle bildirilmektedir:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya
düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek
düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici
olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi,
128)
"Ve müminlerden, sana tabi olanlara
(koruyucu) kanatlarını ger." (Şuara
Suresi, 215)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği müminler
de onun güzel özelliklerini kendilerine
örnek aldıkları için, Kuran'da da
zikredilerek tüm insanlığa duyurulan
fedakarlıklarda, şefkatli ve merhametli
tavırlarda bulunmuşlardır. Bir ayette
müminlerin birbirleri için yaptıkları
fedakarlık şöyle anlatılır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi)
hazırlayıp imanı (gönüllerine)
yerleştirenler ise, hicret edenleri
severler ve onlara verilen şeylerden
dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu)
duymazlar. Kendilerinde bir açıklık
(ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz
nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin
'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş)
bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği ve Kuran
ayetlerine gönülden bağlı müminler,
esirlere karşı dahi koruyucu tavırlar
göstermişlerdir. Onların bu örnek
ahlakları ayetlerde şöyle bildirilir:
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen
yemeği, yoksula, yetime ve esire
yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın
yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden
ne bir karşılık istiyoruz, ne bir
teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu
bir gün nedeniyle Rabbimizden
korkuyoruz." (İnsan Suresi, 8-10)
Peygamber Efendimiz ashabına da
merhametli olmalarını hatırlatmış ve
onlara en güzel örnek olmuştur:
"Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af
edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi
olanlara. Yazık günahlarına bilerek
devam edip, istiğfar etmeyenlere."24
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."25
"Allah refikdir (merhametli ve
şefkatli), rıfkı sever ve rıfka mükabil
verdiğini başka hiçbir şeyle vermez."26
Peygamberimiz (sav)'in müminler için
bağışlanma dilemesi ve dua etmesi
Peygamberimiz (sav)'in müminlere olan
sevgisinin ve düşkünlüğünün bir sonucu
olarak, onların hataları için Allah'tan
bağışlanma dilemiştir. Allah'ın
Peygamberimize bu konudaki emirleri ise
şu şekildedir:
Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a
hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık
yapmamak, zina etmemek, çocuklarını
öldürmemek, elleri ve ayakları arasında
bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru
olan bir çocuğu kocalarına
dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve
yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek
üzere, sana biat etmek amacıyla
geldikleri zaman, onların biatlarını
kabul et ve onlar için Allah'tan
mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok
bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(Mümtehine Suresi, 12)
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan başka
ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem
mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için
mağfiret dile. Allah, sizin
dönüp-dolaşacağınız yeri bilir,
konaklama yerinizi de. (Muhammed Suresi,
19)
"… Böylelikle, senden kendi bazı işleri
için izin istedikleri zaman,
dilediklerine izin ver ve onlar için
Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir."
(Nur Suresi, 62)
Allah Tevbe Suresi'nde ise,
Peygamberimiz (sav)'e müminler için dua
etmesini şöyle bildirmektedir:
… Onlara dua et. Doğrusu, senin duan,
onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.'
Allah işitendir, bilendir. (Tevbe
Suresi, 103)
Ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz
(sav)'in duası müminler için bir
sukunete ve huzura vesile olmaktadır.
Şunu hiç unutmamak gerekir ki, kalbe
huzur ve sukunet veren sadece Allah'tır.
Allah, müminlerin velisi, koruyucusu
olarak vekil kıldığı peygamberinin
duasını müminlerin rahatlığı, huzuru
için vesile etmektedir. Rabbimizin
şefkati, merhameti, müminleri esirgeyen
ve koruyan olması Peygamberimiz (sav)'in
ahlakında en fazlasıyla tecelli
etmektedir.
Peygamber Efendimiz bir sözlerinde
müminlere dua hakkında önemli bir konuyu
şöyle hatırlatmışlardır:
"İcabetten emin olarak Allah'a dua
edin."27
Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların
menfaati için aldığı sadakalar onların
temizlenmesine vesile olmuştur
Allah, Tevbe Suresi'nin 103. ayetinin
başında, "Onların mallarından sadaka al,
bununla onları temizlemiş, arındırmış
olursun…" şeklinde buyurmaktadır. Yani
Allah çok sevgili kulu olan
Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların
menfaati için aldığı sadakaları vesile
ederek, müminleri temizleyip
arındıracağını bildirmektedir. Peygamber
Efendimiz Allah'ın elçisidir ve her
sözünde ve her tavrında Rabbimizin
emirlerine ve gösterdiği yola
uymaktadır. Peygamberimiz (sav)'in güzel
ahlakının ve üstün tavrının kaynağı,
onun şirk koşmadan, başka bir yol
gösterici ve ilah aramadan, her zaman
Allah'a yönelmesidir. Allah'ın kendisine
buyurduğu her emri yerine getirdiği
için, tüm alemlere örnek, eşsiz
güzellikte bir ahlak ve tavır
kazanmaktadır.
Bu gerçek, bütün Müslümanlar için yol
gösterici olmalı ve inananlar, sadece
Allah'ın vahyi olan Kuran'a uyarak ve
Peygamberimiz (sav)'in öğrettiği güzel
ahlakı yaşayarak, tüm alemlere örnek bir
tavır ve ahlak göstermelidirler.
Peygamberimiz (sav) müminlerle istişare
ederdi
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine
uyarak, müminlerle istişare eder,
onların fikirlerini alırdı. Bu konunun
emredildiği ayet şöyledir:
… Öyleyse onları bağışla, onlar için
bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla
müşavere et. Eğer azmedersen artık
Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah,
tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran
Suresi, 159)
Peygamberimiz (sav), müminlerin de
fikirlerini aldıktan sonra, kararını
verir ve sonucu için Allah'a tevekkül
ederdi. Unutulmaması gereken çok önemli
bir gerçek, alınan kararların hepsinin
Allah katında önceden belli olduğudur.
Allah kaderde her kararı, her kararın
sonucunu belirlemiştir. Bir konu
hakkındaki istişare ve sonra konuyu bir
hükme veya sonuca bağlamak ise müminler
için bir ibadettir. Peygamberimiz (sav)
bu gerçeği bilerek, müminlere danışmış,
kararını vermiş ancak kararın sonucu
için Allah'a güvenerek, Allah'ın en
hayırlı sonucu yaratacağını bilmiştir.
İstişare etmek müminler için de güzel ve
hayırlı sonuçlar getirebilecek bir
tavırdır. Herşeyden önce, istişare eden
kişi tevazulu davranarak güzel ahlak
göstermektedir. Örneğin Peygamberimiz
(sav) ümmetinin içinde en fazla akla
sahip, en basiretli ve en ferasetli olan
kişidir. Buna rağmen çevresindekilere
danışması, onların fikirlerini
öğrenmesi, onların bir konuya
getirecekleri çözümlerin neler olacağını
sorması, onun ne kadar alçakgönüllü bir
insan olduğunun göstergesidir.
Müminler de, her konuda tevazu gösterip,
"bunu benden iyi zaten kimse bilemez"
demeden, diğer kişilere danıştıklarında
bunun hayır ve güzelliklerini pek çok
açıdan göreceklerdir. Böylelikle
Peygamber Efendimizin bir tavrını
uygulayıp ona benzeyecekler, müminlere
gösterdikleri tevazu ve saygı nedeniyle
de Allah'ın ve müminlerin sevgisini
kazanacaklardır. Bütün bunların yanısıra
akıllarını beğenmek gibi bir beladan
uzak durmuş olacaklardır. Ayrıca Allah
Kuran'da, "… Ve her bilgi sahibinin
üstünde daha iyi bir bilen vardır"
(Yusuf Suresi, 76) şeklinde
bildirmektedir. Dolayısıyla insan sadece
kendi aklına güvenmeyip, başkalarının
akıl, düşünce ve bilgi birikimlerinden
faydalandığında, çok daha iyi sonuçlar
elde edebilir. Tek akıl yerine,
danıştığı kişi sayısınca, örneğin 10
akla sahip olur. Peygamberimiz (sav),
müminlere birbirleri ile istişare
etmelerini şöyle hatırlatmıştır:
"Kim bir işe girişmek ister de o hususta
Müslüman biri ile müşavere ederse Allah
onu işlerin en doğrusunda muvaffak
kılar."28
Allah'ın Kuran'da insanlar için
gösterdiği her yol ve Peygamberimiz
(sav)'in üzerinde gördüğümüz her tavır
bizim için en hayırlısı ve en güzelidir.
İstişare etmek bunlardan biridir. Bu
nedenle Allah'ın emirlerini çok iyi
bilmek ve Peygamber Efendimizi çok iyi
tanımak, ibadetlerimizi en güzeliyle
yerine getirmek ve en güzel ahlaka sahip
olmak için çok önemlidir.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e
ün ve şeref vermiştir
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?
(Inşirah Suresi, 4)
Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi,
Peygamberimiz (sav), Allah'ın izniyle
hem yaşadığı dönemde hem de vefatından
sonra bütün insanlarca tanınmıştır.
Vefatından 1400 yıl sonra dahi tüm
dünyaca tanınmakta ve bilinmektedir.
1400 yıldır, milyarlarca insan
Peygamberimiz (sav)'e sevgi ve saygı ile
bağlanmış, onu görmediği halde ona çok
yakın olmuş, cennette onunla sonsuza
kadar birlikte olmak için dua etmiştir
ve etmektedir.
Allah Kuran'da Peygamberimiz (sav) ile
ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
"Hiç şüphesiz o (Kuran), şerefli bir
elçinin kesin sözüdür." (Hakka Suresi,
40)
Allah Kuran'da Hz. Nuh, Hz. İlyas, Hz.
Musa ve Hz. Harun gibi birçok
peygamberin de hayırlı ve şerefli
isimleri olduğunu bildirmektedir.
İnsanların büyük bir bölümü hayatları
boyunca ün ve şeref peşinde koşarlar.
Bunun için hırs yapar, geçici olan dünya
nimetlerine kendilerini kaptırırlar. Ya
da kibirlenerek şımarırlar. Şeref
peşinde koşarken, şeref ve onurlarını
kaybetmiş olurlar.
Oysa ün ve şeref bir insana ancak Allah
katından verilir. Ve Allah bir insana
şerefin Kuran ahlakının yaşanması ile
geldiğini bildirmektedir. Bir ayette
şöyle buyrulmaktadır:
Eğer hak, onların heva (istek ve
tutku)larına uyacak olsaydı hiç
tartışmasız, gökler, yer ve bunların
içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya
uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve
şeref (zikir)lerini getirmiş
bulunuyoruz, fakat onlar kendi
zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun
Suresi, 71)
Bir insanın dünya hayatında onurlu ve
şerefli bir yaşam sürmesinin tek yolu
Allah'ın vahyi olan Kuran'a ve
Peygamberimiz (sav)'in üstün ahlakına
uymasıdır. Bunların dışındaki yolların
insanlara dünyada da ahirette de
kayıptan başka bir şey getirmeyeceği
açık ve kesin bir gerçektir.
Peygamberimiz (sav)'in ince düşünceli ve
nezaketli olması
Peygamberimiz (sav)'in döneminde
çevresinde bulunan insanların
bazılarının görgü ve kültür seviyeleri
düşüktü. Bu kişilerin ince düşünceli
olmadıkları, rahatsızlık verebilecek
tavırları hesaplayamadıkları bazı
ayetlerden anlaşılmaktadır. Örneğin
evlere ön kapılarından değil de arka
kapılarından girdikleri, Peygamberimiz
(sav)'in evine yemek saatinde geldikleri
ya da uzun uzun konuşup Peygamber
Efendimizin vaktini aldıkları ayetlerde
bildirilmektedir. Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav) ise, son derece ince
düşünceli, nezaketli, sabırlı, bu
kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve
çok medeni bir insandır. Çevresindeki
kişilerin rahatsızlık verici tavırlarını
her zaman güzellikle uyarmış, onların
gönüllerini almış ve büyük bir sabır ve
emekle onları eğitmiştir. Ve bu
ahlakıyla da tüm müminlere çok güzel bir
örnek olmuştur.
Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan
Rabbimiz, Peygamberimiz (sav)'e bu
konuda da yardımcı olmuş, onu ayetleri
ile desteklemiştir. Bu konudaki
ayetlerden biri şöyledir:
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin
evlerine girmeyin, (Bir başka iş için
girmişseniz ille de) yemek vaktini
beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız
zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve
(uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu,
peygambere eziyet vermekte ve o da
sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı
açıklamak)tan utanmaz. (Ahzab Suresi,
53)
Sahabelerin birçok rivayetinde de
Peygamber Efendimizin nezaketli, ince
düşünceli tavırlarına örnek
verilmektedir. Peygamber Efendimiz, hem
bir peygamber olması, hem de bir devlet
başkanı olması itibariyle, her kesimden
insanla sürekli irtibat halinde olmuş;
devlet ve kabile reislerinden zengin
kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz
yetimlerden kadın ve çocuklara kadar
herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal
yapıları, yaşayış tarzları, huyları,
alışkanlıkları birbirinden tamamen
farklı olan insanlarla, her alanda iyi
bir diyalog kurmuş, hepsinin gönlünü hoş
tutmuş, her birine karşı nezaketli,
anlayışlı, sabırlı ve güzel bir tavır
göstermiştir.
Peygamber Efendimizin çevresinde bulunan
yakın sahabelerinin aktardıkları
olaylardan da anlaşıldığı gibi Peygamber
Efendimiz, "son derece nazik, nezih,
zarif, latif ve ince düşünceli" idi.
Edep, terbiye ve görgü kurallarını
hayatında en güzel ve en ideal şekliyle
uyguluyordu.
Hz. Ayşe (ra), "Resulullahtan daha güzel
ahlâka sahip hiç kimse yoktur.
Ashabından ve ailesinden birisi
kendisine seslenince, 'Buyurun' diye
karşılık verirdi. Bu sebeple Allah, ona,
'Sen yüksek bir ahlâk üzeresin'
buyurmuştur"29 diyerek Peygamber
Efendimizde gördüğü güzel ahlakı
anlatmıştır.
Peygamber Efendimizin evinde yetişen ve
yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes (ra),
Peygamberimiz (sav)'in eşsiz nezaketini
şöyle anlatmıştır:
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla
dinler, soruyu soran yanından
ayrılmadıkça, onu terk etmezdi.
Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa
veya bir kimse tokalaşmak için elini
uzattığında, karşısındaki kişi elini
çekmeden Resulullah elini çekmezdi.
Biriyle yüz yüze gelince de,
karşısındaki, yüzünü çevirip
ayrılmadıkça Resulullah o kimseden
yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye
hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı.
Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm
verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce
kendisi başlardı."
"Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi.
Hz. Ali'ye 'Ebû Turab', bir başka
Sahabîsine 'Ebû Hüreyre' gibi lâkaplar
vermişti. Onlara şeref kazandırmak için,
hoşlarına giden isimle çağırırdı."
"Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını
yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü
bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa
kalkmadan sohbetine devam ederdi.
"Resul-i Ekrem'e on sene hizmet ettim.
Vallahi, bana 'Öf' bile demedi. Yapmakta
geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden
dolayı beni azarlamadığı gibi,
ailesinden azarlayan olursa, onlara da,
'Ona dokunmayın. Bu işi yapması takdir
edilmiş olsaydı yapardı' buyururdu."
"Bir gün bir iş için bir yere gitmemi
emir buyurdu. Huzurlarından çıktıktan
sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını
gördüm ve onları seyretmeye daldım.
Derken arkadan birisi iki eliyle başımı
tuttu. Döndüğümde baktım ki, kendisi.
Gülüyor. Bana: 'Enesçiğim sana
söylediğim yere gittin mi?' dedi.
'Hayır, daha gitmedim, gideceğim' dedim.
'Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi
bir defa olsun yaptığım bir iş için
'Niçin yaptın?', yapmadığım bir iş için
'Niçin yapmadın?' dediğini
hatırlamıyorum."30
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca
binlerce insanı eğitmiş, dini, güzel
ahlakı bilmeyen insanların güzel
tavırlı, ince düşünceli, fedakar, üstün
ahlaklı insanlar olmalarına vesile
olmuştur. Kendisinden sonra da sözleri,
tavrı ve ahlakı ile milyonlarca insanın
eğitimine vesile olan Peygamberimiz
(sav), çok hayırlı bir yol gösterici ve
eğiticidir.
Allah Peygamberimiz (sav)'i her zaman
korumuştur
Allah, Peygamberimiz (sav)'in ve tüm
müminlerin yardımcısı ve koruyucusudur.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e her zaman
yardım etmiş, onun için zorlukları
kolaylıklara çevirmiş, yolunu açmış, onu
maddi ve manevi olarak güçlendirmiş,
salih müminlerle desteklemiş,
düşmanlarının ise basiretlerini
kapatarak, güçlerini alarak, tuzaklarını
bozarak Peygamberimiz (sav)'e zarar
vermelerini engellemiştir. Allah Tevbe
Suresi'nde, Peygamberimiz (sav)'in
yardımcısı olduğunu şöyle bildirir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir… (Tevbe
Suresi, 40)
Ayette bildirildiği gibi, Peygamberimiz
(sav) hiçbir zaman başkalarına muhtaç
olmamış, Allah ona her zaman yardım
etmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz
(sav)'in yanında bulunan hiç kimse
yaptığı hizmet veya yardımlardan dolayı
Peygamber Efendimizi minnet altında
bırakamaz. Çünkü gerçekte Peygamberimiz
(sav)'e yardım eden Allah'tır ve o kişi
olmasa da Allah başka bir insanı,
meleklerini veya cinleri vesile edip
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e
yardım eder.
Allah bir başka ayetinde ise,
Peygamberimiz (sav)'e insanlardan
korkmadan büyük bir cesaretle, hak
olarak bildiği dini, insanlara tebliğ
etmesini bildirmiş ve onu koruyacağını
vaad etmiştir. Ayette şöyle buyrulur:
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni
tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak
olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş
olursun. Allah seni insanlardan
koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir
olan bir topluluğu hidayete erdirmez.
(Maide Suresi, 67)
Allah'ın gücünü, olayların iç yüzünü
kavrayamayan sığ ve dar görüşlü
inkarcılar, Peygamberimiz (sav)'e karşı
üstün gelebileceklerini, onu
korkutabileceklerini veya etkisiz
bırakabileceklerini sanmışlar ve bu
nedenle sürekli tuzaklar kurmuşlardır.
Bu insanlar, Allah'ın Peygamberimiz
(sav)'in üzerindeki korumasının farkında
değildirler ve bunu
kavrayamamaktadırlar. Kendilerini
Peygamberimiz (sav)'den çok daha üstün
ve güçlü zannetmişlerdir. Ancak Allah,
hepsinin biraraya gelerek kurdukları çok
detaylı tuzakları bozmuş, hatta bir
mucize olarak kurdukları tuzakları kendi
aleyhlerine döndürmüştür. Hiçbir
tuzakları işe yaramamıştır. Biraraya
gelip tuzaklarını planlarken, Allah'ın
onları gördüğünü, işittiğini, içlerinden
geçenleri okuduğunu anlayamayan,
Peygamberimiz (sav)'den gizleseler bile
Allah'tan gizleyemeyeceklerini
kavrayamayan, Peygamberimiz (sav)'in tüm
gücün sahibi olan Allah'ın sevgili kulu
ve dostu olduğunu düşünmeyen bu insanlar
için Allah Kuran'da şöyle
bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya
da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla,
tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı
tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen
(bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen
kurucuların (tuzaklarına karşılık
verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi,
30)
Allah bir başka ayetinde ise,
Peygamberimiz (sav)'e kimsenin zarar
veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in ve
salih müminlerin onun dostu, yardımcısı,
destekçisi olduğunu şöyle haber
vermektedir:
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi)
Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel);
çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok
eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun
mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih
olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler.
(Tahrim Suresi, 4)
Allah, Duha Suresi'nde ise Peygamberimiz
(sav)'in üzerindeki yardım ve
nimetlerini şöyle bildirmiştir:
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.
Şüphesiz senin için son olan, ilk
olandan (ahiret dünyadan) daha
hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek,
böylece sen hoşnut kalacaksın. Bir yetim
iken, seni bulup da barındırmadı mı? Ve
seni yol bilmez iken, 'doğru yola
yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken
seni bulup zengin etmedi mi? (Duha
Suresi, 3-8)
Peygamberimiz (sav), her işinde, en zor
anlarında dahi Allah'ın kendisine yardım
edeceğini bilerek, tevekkül etmiş, korku
ve endişeye kapılmamıştır. Yanındaki
müminlere de Allah'ın kendileri ile
birlikte olduğunu, herşeyi görüp
işittiğini söylemiş, onların da sukunet
içinde olmalarına vesile olmuştur.
Peygamber Efendimizi örnek alarak onun
yolunu izleyenler de, Allah'ın
rahmetinden ve yardımından hiçbir zaman
umut kesmemeli, Allah'ın rızasını,
rahmetini ve cennetini umarak hayırlarda
yarıştıkları sürece Allah'ın daima
onların yanında olduğunu bilmelidirler.
Allah bir ayetinde müminlere şöyle bir
vaadde bulunur:
… Allah kendi (dini)ne yardım edenlere
kesin olarak yardım eder. Şüphesiz
Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (Hac
Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav)'in temizliğe verdiği
önem
Kalp ve ahlak temizliği kadar beden,
giysi, mekan ve yediği yiyeceklerin
temizliği de Müslümanların en belirgin
özelliklerindendir. Bir Müslümanın
saçları, eli, yüzü, bedeninin her yeri
daima tertemiz olur. Kıyafetleri de her
zaman temiz, bakımlı ve düzgündür.
Çalıştığı veya yaşadığı mekanlar da her
zaman derli toplu, temiz, hoş kokulu,
havadar ve ferahlık verici olur.
Müminlerin bu özelliklerine en güzel
örnek yine Peygamberimiz (sav)'dir.
Allah, bir surede Peygamberimiz (sav)'e
şöyle buyurmuştur:
Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan
böyle uyar. Rabbini tekbir et (yücelt)
Elbiseni temizle. Pislikten
kaçınıp-uzaklaş. (Müddessir Suresi, 1-5)
Allah Kuran'da müminlere temiz olan
şeylerden yemelerini bildirmiş,
Peygamberimiz (sav)'e de, temiz olan
şeylerin helal olduğunu müminlere
bildirmesini söylemiştir:
"Ey elçiler, güzel ve temiz olan
şeylerden yiyin…" (Müminun Suresi, 51)
"Sana, kendilerine neyin helal
kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün
temiz şeyler size helal kılındı."
Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip
yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının
yakalayıverdiklerinden de -üzerine
Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan
korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı
çabuk görendir." (Maide Suresi, 4)
Peygamberimiz (sav) bir hadis-i
şeriflerinde de müminlere temiz olmayı
şöyle öğütlemiştir:
"Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de
temiz olun, temizlenin, Zira cennete
temizler girer."31
Peygamberimiz (sav)'in duaları
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in gece dua
için kalktığı bildirilir.
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan
Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk)
için kalktığında, onlar (müşrikler,)
neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi.
De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime
dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve
hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum." (Cin
Suresi, 19-20)
Kuran'da birçok ayette Peygamberimiz
(sav)'in dualarından bahsedilmektedir.
Peygamberimiz (sav) dualarında Allah'ı
sıfatları ile anarak O'nu yüceltmiştir.
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da
bildirilen dualarından biri şöyledir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım,
dilediğine mülkü verirsin ve
dilediğinden mülkü çekip-alırsın,
dilediğini aziz kılar, dilediğini
alçaltırsın; hayır Senin elindedir.
Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin."
(Al-i İmran Suresi, 26)
Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer
peygamberlerde olduğu gibi ins ve cin
düşmanlarının tehditi ve baskıları ile
karşı karşıya kalmıştır. Onların bu
baskılarına karşı sabır ve dayanıklılık
gösteren Peygamber Efendimiz'e, şeytanın
olumsuz telkinlerine ve manevi
saldırılarına karşı Allah'tan şöyle
yardım istemesi emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim şeytanın
kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve
onların benim yanımda bulunmalarından da
Sana sığınırım Rabbim." (Müminun Suresi,
97-98)
Peygamberimiz (sav)'e, dualarında
Allah'tan bağışlanma dilemesi ve
Rabbimizin merhametini zikretmesi şöyle
emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim bağışla ve merhamet
et, Sen merhamet edenlerin en
hayırlısısın." (Müminun Suresi, 118)
Rivayetlerde ise, Peygamber Efendimizin
Allah'a kendisine güzel bir ahlak ve iyi
bir huy vermesi için dua ettiği ve
dualarında Allah'a şöyle yalvardığı
belirtilir:
"Allah'ım! Yaratılışımı ve ahlakımı
güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın
kötülerinden uzaklaştır."32
Allah'ın, "De ki: "Sizin duanız
olmasaydı Rabbim size değer verir
miydi?…" (Furkan Suresi, 77) ayetiyle de
bildirdiği gibi dua müminler için çok
önemli bir ibadettir. İnsan, acz içinde,
Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç
yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve
korkup sakınarak, her konuda Allah'a
yönelmeli, herşey için O'na dua
etmelidir. Peygamber Efendimizin ve
Kuran'da duaları zikredilen diğer
peygamberlerimizin duaları müminler için
en güzel örneklerdir. Onlar dualarında
hem Allah'a nasıl teslim olduklarını,
Allah'ı tek dost ve yardımcı olarak
gördüklerini göstermişler, hem de
Rabbimizi en güzel isimleri ile
yüceltmişlerdir. Peygamberlerimizin
dualarında ayrıca hiç vakit gözetmeden,
her an dua ettikleri ve ihtiyaç içinde
kaldıklarında hemen Rabbimize
yöneldikleri görülmektedir.
|