|
ES-SEB’U’L-ESRAR FÎ-MEDARİCİ’L-AHYAR
|
|
|
|
||
|
|
|||
|
DEĞERLENDİRME
İmam-ı Rabbani Ahmed Faruk Serhendi’nin soyundan ve takipcilerinden olan Muhammed Masum Ömerî, bu eseri Müceddidiye tarikatı müntesiplerine, derli-toplu ve muhtasar bir usul ve adab kitabı olarak yazmıştır. Dolayısıyla kitap, genel tasavvufî prensiplerden ziyade, Nakşibendiye ve Müceddidiye’ye özel hal, erkan, adab ve ıstılahlardan bahsetmektedir. Yedi bölüm halinde tertip edilen kitabın her bir bölümüne “sır” adı verilmiştir. Birinci olarak, “müridlere lazım olan bazı hususlar” başlığı altında; şeyhin müridlere tevbe yolunu öğretmesi, kadınlara tarikata kabul edilirken dikkat edilmesi gereken hususlar, kemal derecesinin şeyhe muhabbete bağlı olduğu, nakıs müride tarikatın verilip verilemeyeceği, nisbet, rabıta, müridin, şeyhinin başka şeyhlerden daha faziletli olduğuna inanması gerektiği konuları işlenmiştir. Ayrıca kitabın birinci ve en önemli kaynağı olan Mektubat’ın sahibi ve Müceddidi’ye kolunun kurucusu İmam-ı Rabbani Ahmed Faruk Serhendi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci olarak emir ve hak aleminin latifeleri konusu işlenmiştir. İmam-ı Rabbani’nin keşfiyle ortaya çıktığı nakledilen sınıflandırmaya göre; kalp, ruh, sır, hafi ve ahfa latifeleri emir aleminden; nefs, hava, su, toprak, ateş latifeleri ise halk alemindendir. Bu bölümde, yine İmam-ı Rabbani’nin keşfine dayandırılarak latifelerin yerleri ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu latifelerden her birinin mecazi olarak peygamberlerden bir tanesinin ayağının altında olduğu kabul edilir. Allah-u Teala’dan müridlere ulaşan feyiz bu peygamberlerden biri vasıtasıyla ulaşır. Maksuduna, Adem (a.s.) vasıtasıyla ulaşanın aslî merkezi “kalbî velayet”; İbrahim (a.s.) vasıtasıyla ulaşanın aslî merkezi “ruhî velayet”; Musa (a.s.) vasıtasıyla ulaşanın aslî merkezi “asır velayeti”; İsa (a.s.) vasıtasıyla ulaşanın aslî merkezi “hafi velayeti”; Muhammed (a.s.) vasıtasıyla ulaşanın aslî merkezi ise “ahfa velayeti”dir. Yine bu bölümde mürid ile murad arasındaki fark da belirtilmiştir. Üçüncü olarak ise İsm-i Zat (Allah) ve nüfyü isbat (Lâ ilahe İllallah) zikirlerinin nasıl ve kaç adet yapılacağı anlatılmıştır. Nefyü isbat zikrini yaparken 6 şartın yerine getirilmesi lazımdır. Zikirden istenen gayenin hasıl olabilmesi için bu şartlara riayet etmek gerekir. Emir aleminin olan latifeleri tehzib için üç yol vardır: Zikir, talibin kamil bir şeyhin teveccühlerinden istifade etmesi ve murakabe. Dördüncü olarak, Nakşibendiye tarikatına süluk ile husule gelen makamlar açıklanmaktadır. Salikin seyrinde sürat iki şeyden dolayıdır: Birincisi, zikirlerle meşgul olmaya devam etmesi, halkdan uzak durması, ve Allah’u Teala’ya teveccühü, ikincisi ise, kamil şeyhin teveccüh etmesi. Şayet bu iki husus eksik olurka, salikin seyri yavaş olur. Nakşibendiye tarikatının kurucusu Hoca Bahauddin Nakşibend (vf. 791/1389) Allah’u Teala’ya “Ya Rabbi, bana öyle bir tarikat ver ki; sana en çabuk ulaştırıcı olsun” diye dua etmiş ve Cenab-ı Hak’da duasına icabet ederek, ona maksuda en çabuk ulaştıran yolu vermiştir. (Her tarikatta olduğu gibi Nakşibendilikte de “en çabuk ulaştıran tarikat bizim tarikatımızdır” anlayışının olması, tarikat mantığıyla düşünüldüğünde yadırganacak bir durum değildir. Çünkü, müridin tarikatına gönülden bağlanabilmesi, başka yollardan ümidini kesmesi için böyle düşünmesi zaruri görülmüştür. Burada “şeyh uçmaz, mürid uçurur” özdeyişini hatırlamak, konunun daha iyi anlaşılmasına zannederim yardımcı olacaktır.) Nakşibendi şeyhlerine göre, önemli olan cemiyyet, huzur ve cezbenin husule gelmesidir. Talibin kalbinde huzur ve cemiyyet hasıl olur ve havatırda gelmezse bu durum seyrin “daire-i imkaniyye” denilen birinci dairede tamamlanmasının alametidir. İmkan dairesi, halk ve emir alemine şamildir. Kalp latifesi imkan dairesinde seyrederken, salike bu dairenin hallerinden olan huzur, cezbe, varidat, melekut, mülk, misal alemleri vs. keşfolur ki, bu hale “seyr-i afaki” ismi verilir.([1]) Salikin batınındaki sırların ve nurların inkişafına da “seyr-i enfüsi” denir. İmkan dairesinde gerçekleşen birinci murakebeden sonra, ikinci murakebe velayet-i suğra dairesinde olur.
|
|||