|
ES-SEB’U’L-ESRAR FÎ-MEDARİCİ’L-AHYAR
|
|
|
|
||
|
|
|||
|
VELAYET-İ KÜBRA
Salik, velayet-i suğra kemalatının husulünden sonra nefis tezkiyesine yönelirse, onun seyri peygamberlerin velayeti olan velayet-i kübra dairesinde olur. Velayet-i kübra’ya velayet-i enbiya da denir. İlahi isimler, sıfatlar ve zâtî şuun dairesindeki seyirdir. Evliya velayeti sekr, enbiya velayeti sahv makamında bulunduğundan şathiyat sahibi veliler hep velâyet-i suğrada bulunur. Enbiya velayet-i sahv ve intibah makamıdır. Burada şathiyat olmaz.[1] Velayet-i kübra dairesi; üç daire ve bir de daire kesitini ihtiva eder. Bu dairenin birinci derecesinde salike akrebiyyet ve tevhid-i şühudi sırları tecelli eder. Salik velayet-i suğra mertebesinde, halinin galebesinden dolayı zat ve sıfatların aynılığına (vahdet-i vücud) kail olurken, bu dairede sözkonusu müşahedesinden vazgeçer. Salik “tevhid-i şühudi” halini müşahede eder. Velayet-i kübra makamında ikinci daire, “birinci muhabbet dairesi”, üçüncü dairede “ikinci muhabbet dairesi” diye isimlendirilir. Bunlardan başka velayet-i kübra makamında birde kavs (daire kesiti) vardır. Sabır ve şükrün kemal derecesine ulaşması, kadere rıza, şer’i delilleri kabul etmek için istidlale ihtiyaç duymama, ilahi vadlere yakinen inanmak, salikin enaniyetinin yok olması, v.b. bu makamın (velayet-i kübra makamının) hallerindendir. Velayet-i suğra evliyanın, velayet-i kübra ise enbiyanın velayetidir. Evliya velayetinin nihayeti enbiya velayetinin bidayetidir. Bundan dolayı müellif Muhammed Masum Ömerî, İmam-ı Rabbani’den de alıntılar yaparak velayetin nübüvvetten daha faziletli olduğunu söyleyenlerin düşüncelerini şiddetle reddeder. Konuyla ilgili İmam-ı Rabbani şöyle der: “Veliliğin kemâlatının peygamberliğin kemâlatı karşısında hiçbir değer taşımadığını Allah bu fakire tam olarak anlamayı nasip etmiştir. Damlanın denizle orantısı olduğu kadar bile aralarında bir orantı ve ölçü yoktur. Öyleyse peygamberlik yoluyla elde edilen üstünlük ve özellik, velilik yoluyla elde edilen faziletten çok üstündür...”[2] [1]Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, sh. 518-519. [2]Mektubat, İmam-ı Rabbani, c.1, sh. 240-241, Mektup No:260
|
|||