|
ES-SEB’U’L-ESRAR FÎ-MEDARİCİ’L-AHYAR
|
|
|
|
||
|
|
|||
|
VELAYET-İ ULYA
Velayet-i kübra’da seyir tamamlandıktan sonra salik, meleklerin velayet-i olan velayet-i ulya’da seyirle şereflenir. Velayet-i kübrada “zahir” isminde, velayet-i ulyada “batın” isminde seyir vaki olur. Veli tebaiyat yoluyla, bu velayetlerden de nasib alır.[1] Velayet-i suğra ve velayet-i kübrada seyir “zahir” ismindeydi. Velayet-i ulyadaki seyir ise “batın” ismindedir. Bu ikisi arasındaki fark şudur: “Zahir” ismindeki seyir; yüce Allah’ın zatını düşünmeden sıfat tecellilerinde olur. “Batın” ismindeki seyir ise her ne kadar esma ve sıfat tecellilerinde olsa da, sıfatlarla yüce Allah’ın zatını düşünmekle olur. Velayet-i kübra ve velayet-i suğra ile velayet-i ulya arasındaki fark, zahir ve batın arasındaki fark gibidir. Velayet-i ulya öz, diğer iki velayet ise kabuk gibidir. Velayet-i ulyada seyir tamamlandığında, sıfat ve isimlerin perdelemesi olmaksızın zatî tecellinin devamından ibaret olan nübüvvet kemalatı mertebesinde seyir başlar. Bu makamlar peygamberlere mahsustur. Bu makamların hakikatleri ve marifetleri onların şeriatlarıdır. Bunlar tebaiyet ve veraset yoluyla tabi olanlara hasıl olur. Velayet-i suğra mertebesinden başlayarak, mertebeleri sıraladığımızda “nübüvvet kemâlâtı” yedinci mertebe olur. Sıralama şöyle yapılır: 1-Velayet-i suğra 2-Velayet-i kübrada birinci daire 3-Velayet-i kübrada ikinci daire 4-Velayet-i kübrada üçüncü daire 5-Velayet-i kübrada “kavs” mertebesi 6-Nübüvvet kemâlâtı. Nübüvvet kemâlâtı mertebesinden sonra “risalet kemâlâtı” mertebesi vardır. Salik bu mertebede batınında vüsati ve nurların vürudunun çokluğunu önceki mertebeden daha çok bulur. Risalet kemalatı mertebesinden sonra “ulu’l-azm kemalatı” dairesi vardır. Bu mertebede salikin batını gayri mütenahi nurların çokluğundan dolayı dopdolu olur. Ulu’l-azm kemâlâtı makamından sonra süluk iki yolla olur: 1-İlahi hakikatler yoluyla: Bunlar da; a) Kabe’nin hakikati, b) Kur’an’ın hakikati, c) Namazın hakikatidir. 2-Peygamberlerin hakikatleri yoluyla. Bunlar da; a) İbrahimi hakikat, b) Mûsevî hakikat, c) Muhammedi hakikat, d) Ahmedî hakikat. Tarikat şeyhleri, saliklerini evvela ilahi hakikatler yoluna sokmayı tercih etmişlerdir.
|
|||