|
ES-SEB’U’L-ESRAR FÎ-MEDARİCİ’L-AHYAR
|
|
|
|
||
|
|
|||
|
İKİNCİ SIR ALEM-İ EMR VE ALEM-İ HALK'IN LATİFELERİ HAKKINDADIR
Müceddid İmam (k.s.)'a sahih keşf ile zahir oldu ki; insan on latifeden ibarettir. Beş tanesi emir aleminden, beş tanesi ise halk âlemindendir. Emir âleminin latifeleri şunlardır: Kalp, ruh, sır hafi ve ahfa. Halk aleminin latifeleri ise şunlardır: Nefs ve dört unsur. (anasır-ı erbaa: Su, hava, toprak, ateş) Emir âlemi "kün=ol" lafzıyla olan (meydana gelen) şeylerden ibarettir ve yeri arşın üstündedir, imkan ve duyu organlarımızla duyulan âleminin dışındadır. Halk âlemi tedrici olarak yaratılan şeylerden ibarettir, yeri arşın altındadır, imkan ve mahsusat âleminin içindedir. Allahu teala mükemmel kudretiyle emir âleminin latifelerine bağlı ve irtibatlı yarattı ki onlar (emir âleminin latifeleri) mücerred cevherler ve insan cisminin müteaddit yerlerinde ışık saçan nurlardır. Kalp latifesinin taalluku sol göğsün (memenin) iki parmak altıdır. Ruh latifesinin taalluku göğsün ortasına doğru iki parmak aralıkla sol memenin hizasıdır. Hafi latifesinin taalluku göğse doğru iki parmak aralıkla sağ memenin hizasıdır. Ahfa latifesinin taalluku göğsün tam ortasıdır. Halk âleminin latifelerinin aslı, emir âleminin latifelerinden birinin aslıdır. Yani nefs latifesinin aslı, kalp latifesinin aslıdır. Havanın aslı ruh latifesinin aslıdır. Suyun aslı, sır latifesinin aslıdır. Ateşin aslı hafi latifesinin aslıdır. Toprağın aslı, ahfa latifesinin aslıdır. Bu latifelerden her birinin tek başına bir nuru vardır. Kalp latifesinin nuru sarı, ruh latifesinin nuru kırmızı, sır latifesinin nuru beyaz hafi latifesinin nuru siyah, ahfa latifesinin nuru ise yeşildir. Nefs latifesinin nuru keyfiyetsiz olarak, tezkiyeden sonra idrak edilir. Emir âleminin latifelerinden her bir latife ulu'l azm peygamberlerden birinin ayağının altındadır. Onlar Allah'u Teala'nın feyzinin ulaştırılmasında vasıtadır. Bu feyzin zuhuru (açığa çıkması) öncelikle emir âleminin latifeleriyle irtibat ve tealluku olan mezkur yerlerde olur. Her latife marifete süluk yolunun bir kapısıdır. Peygamberler vasıta olmaksızın marifet mertebelerine ulaşmak mümkün değildir. Bunun için bu latifeler onların ayaklarının altındadır. Kalp latifesi, Adem (aleyhisselam) efendimizin ayağının altındadır. Ruh latifesi, Nuh ve İbrahim (aleyhisselam) efendilerimizin ayaklarının altındadır. Sır latifesi Musa (aleyhisselam) efendimizin ayağının altındadır. Hafi latifesi İsa (aleyhisselam) efendimizin ayağının altındadır. Ahfa latifesi peygamberlerin sonuncusu Muhammed (aleyhisselam) efemdimizin ayağının altındadır. Feyyaz-ı Mutlak (Allahu Teala)dan kime bir feyiz ulaşırsa o peygamberler (aleyhisselam) vasıtasıyladır. Herkes aslının istidadı ölçüsünde feyiz alır. Yani bu peygamberlerden hangisi onun vasıtası ise Hak Subhanehu hazretlerinin feyzinden o peygamber vasıtasıyla istifade eder. Peygamberlerin yakınlıkları mertebesi farklı olduğu gibi insanların kabiliyetlerinin mertebeleri de farklıdır. Taliblerden herbirinin istidadı, vesilesine yakınlığına göre olur. Kimin vesilesi Adem (aleyhisselam) efendimiz ise, rabbani doğru feyizleri almak için onun istidadı ve kabiliyeti Adem (aleyhisselam)'a yakınlığı mucibincedir. Yine kimin vesilesi Nuh ve İbrahim (aleyhisselam) efendilerimiz ise onun istidadı o ikisine yakınlığı mucibincedir. Kimin vesilesi Musa (aleyhisselam) olursa; istidadı, ona yakınlığına, kimin vesilesi ise İsa (aleyhisselam) olursa; istidadı, ona yakınlığına, kimin vesilesi de efendimiz Muhammed (aleyhisselam) olursa onun istidadı, ona yakınlığına göre olur. Kim maksuda Adem (aleyhisselam) vasıtasıyla ulaşırsa onun aslî merkezi "kalbi velayet" olur. Çünkü kalp Adem (aleyhisselam) efendimizin ayağının altındadır. Buna ıstılahta velayetin birincis derecesinin sahibi denir. Kim maksuda İbrahim (aleyhisselam) vasıtasıyla ulaşırsa, aslî merkezi İbrahim (a.s.)'ın ayağının altında bulunan "ruhi velayet" olur ve velayetde ikinci derecenin sahibi olur. Kim maksuda Musa (aleyhisselam) vasıtasıyla ulaşırsa aslî merkezi Musa (aleyhisselam)'ın ayağının altında bulunan "sır velâyeti"dir ve velâyetde üçüncü derecenin sahibi olur. Kim İsa (aleyhiselam) vasıtasıyla maksuda ulaşırsa, aslî merkezi İsa (aleyhisselam)'ın ayağının alında bulanan "hafi velâyetidir" ve velâyetin dördüncü derecesinin sahibidir. Kim peygamber efendimiz (aleyhisselam)'ın vasıtasıyla maksuda ulaşırsa, aslî merkezi efendimiz (aleyhisselam)'ın ayağının altında bulunan "ahfa velayeti" dir ve velayetin beşinci derecesinin sahibidir, mahbubiyet derecesine erişmiştir. Saliklerin bir kısmına "murad", bir kısmına da "mürid" denir. Kimin aslî merkezi ahfa latifesi ise o muraddır, onun zatında mahbubiyet kabiliyetine istidat vardır. Çünkü, ona rabbani feyz, mahbubların seyyidi (sevilmişlerin efendisi) aleyhisselam vasıtasıyla gelir. O mahbubun biz-zatdır. Cezbe[1]mahbubun bi'z-zat olanın sülukunda mukaddemdir. Yani o süluk mertebelerini ve kurb makamlarını kısa bir teveccüh ve az bir riyazetle kısa bir müddetle kateder. Kimin aslî merkezi latifelerden ahfa latifesinden başkası ise o müriddir. Süluk tarikini (yolunu) cehd ve gayretle kateder. Murad Cehd ve gayretsiz olmaması demek; maksuda manevi cezbe ile ulaşır. "Murad", Hak Subhanehu'nun cezbesi ile imtiyaz eder. "Mürid" kendi çabası ile mesafe kateder. Beşinci ya da dördüncü derecenin sahibinin "kurb"[2] mertebelerinde, birinci ve ikinci derece sahibinden daha faziletli olması zurunlu değildir. Çünkü bunun tersi de olabilir, hatta olmuştur. Çünkü bazı birinci ve ikinci derece sahipleri kurb mertebelerinde, beşinci ve dördüncü derece sahiplerinden daha faziletli ve daha şereflidir. Hak Subhanehu'ya yakınlığın sebepleri çoktur. Müridde terakki onlarla hasıl olur. En alt derecenin sahibi en üst derecenin sahibinden daha şereflidir. Bu konunun tafsilatı "Mektubat"'da, Müceddid İmam ve oğlu Şeyh Muhammed Masum (k.s.)'a ait risalelerde geniş olarak yazılıdır. Ben bu muhtasar eserde bu kadarla iktifa ediyorum.
[1] Cezbe: İlahi inayetin gereği olarak Cenab-ı Hakk’ın kendisine giden yolda ihtiyaç duyalan her şeyi kuluna bahşedip çabası ve çalışması olmaksızın onu kendisine yaklaştırması. [2] Kurb: Allah’ın ibadet ve taatına yakın olmak. Hakk’ın tevfikine ve inayetine yakın olmak. Kul ile Hakk’ın arasında araçların bulunmaması veya az olması. Kul ile Hak arasındaki yakınlık mesafe itibariyle değildir.
|
|||