|
ES-SEB’U’L-ESRAR FÎ-MEDARİCİ’L-AHYAR
|
|
|
|
||
|
|
|||
|
ALTINCI SIR: NAKŞİBENDİ TARİKATINDA ISTILAH OLAN LAFIZLARIN AÇIKLAMASI HAKKINDADIR.
Bil ki, bu yüce tarikat; tarikat, hakikat ve şeriat önderi, bidayette nihayeti kateden, velayet ve marifet dairesinin merkezi, muhakkiklerin kutbu, nebî ve rasullerin varisi, Şah-ı Nakşibend diye meşhur olan Hazreti Hace Bahauddin Muhammed b. Muhammed Buhari hazretlerine mensubtur. (Allah ondan razı olsun ve onu en hayırlı mükafatlarla mükafatlandırsın. Ve bizi onun berekât ve kemâlatından feyizlendirsin.) O, büyük insanlardandır. Şerefli nesebi, şehitlerin efendisi, Hz. Hüseyin efendimize varır. Doğumu, h. 708 yılının Muharrem ayında, vefatı ise h. 791 yılının Rebiülevvel ayının Pazartesi gecesinde vuku bulmuştur. Bil ki, kıymetli Müceddidiye tarikatı yüce Nakşibendiyeye tarikatının esasları üzerine kurulmuştur. Bu esaslar da; vukufu kalbî, feyiz kaynağına daimî teveccüh, kalbi havatırdan korumak, iktida edilen şeyhin sohbetini iltizam ve devamlı zikirden ibarettir. Birinci sırda zikrin kısımlarını anlatmıştık. Şimdide Nakşibendiye tarikatının temelini oluşturan ve bu tarikatın müntesiplerinin amel etmesi gereken bazı terimleri beyan edeceğiz. Bunlar da Şeyh Abdulhalik Gucduvani hazretlerinden nakledilen 8 terimdir: 1. Hûş der dem 2. Nazar ber-kadem 3. Sefer der-vatan 4. Halvet der-encümen 5. Yad kerd 6. Bâz geşt 7. Nigah daşt 8. Yad daşt. Bahauddin Nakşibend hazretlerinden nakledilen 3 terim de şunlardır: 1. Vukuf-i zemani 2. Vukuf-i kalbî 3. Vukuf-i adedî Şimdi bunların açıklamasına geçelim. 1. Hûş Der Dem: Salikin daima, nefsinin zikir ile meşgul olup olmadığıı murakebe edip gözetmesinden ibarettir. Bu murakabe ve düşüce, saliki, basamak basamak, huzurun devamına ulaştırır. Bu, yolun başındaki salik için faydalı ve gerekli olan bir şeydir. O, daima nefsini kontrol etmeli, Hakk'ın zikrinden gaflete düşmesine engel olmaya çalışmalıdır. Eğer gaflet zuhur etmişse hemen istiğfar etmeli ve onu terke azmetmelidir. Hak Teala ile devamlı huzur hasıl oluncaya kadar böyle yapmalıdır. Hace Bahauddin Nakşibend hazretlerinin "Huş der-dem" teriminden çıkardığı vukuf-u zemani'nin manası budur. Çünkü yolun ortasında olan salik, ilmin ilmi yönüne teveccühünü bozar ve ona bu teveccühün bilgisi Hakk'ın zikrine mani olmayıncaya kadar, Allah'a teveccüh ve istiğrak[1] layık olmaz. "İlmin ilmi"nin manası: İlim anlayıştan ibarettir. Yani, salik her an nefsinin Hakk'ın zikrinden gafil olmadığını anlar. Bu hayal ve nefsinin Hak Subhanehu'nun zikrinden gafil olmadığına dair işin ilmi (bilgisi), Hakk'ın zikrine mani olmayan bir şekilde olur. 2. Nazar Ber Kadem: Salikin yürürken ayaklarından öteye, otururken de sağ ve soluna bakmamamasından ibarettir. Çünkü edebi terketmek büyük bir fesadı mucib olup, maksudun husulüne manidir. Bu şekilde kendisini insanların (boş) sözlerinden, kıssa ve hikayeleri dinlemekten koruyabilir. Bu mânâ müptedinin haline uygundur. Müntehi'nin batın hallerinde, hangi peygamberin izi üzere olduğunu düşünmesi gerekir. Tabi olduğu peygamberi tanıdığı zaman, şüphesiz ki hal ve hareketleri o peygambere benzeyecektir. Bunun geniş izahını birinci sırda yapmıştık. 3. Sefer Der Vatan: Bu, salikin, çirkin beşerî sıfatlardan sıyrılıp meleklerin güsel sıfatlarına intikal etmesinden ibarettir. Salik şunu düşünmelidir: Hak'dan başkasının sevgisi onda baki olmaz. Kendisinde böyle bir şey hissederse tevbe eder, bu sevginin bir put olduğunu anlar ve bunu "La = Hayır" kelimesiyle reddeder. "İllallah" ile de sadece Hakk'ın sevgisinin var olduğunu haykırır. Aynı şekilde şunu düşünmelidir: Herhangi bir kimseye karşı kin ve düşmanlık gibi bir sıfat kendisinde var mıdır? Kalbinde böyle bir şeyin varlığını hissederse, bunu kelime-i tayyibeyi tekrar ederek defeder. 4.Halvet Der Encümen: Bu, saliklerin kalbinin; yerken, içerken, konuşurken, yürürken, otururken, ayakta dururken yani her zaman Hak Teala hazretleriyle meşgul olmasından ibarettir. Sufîlerin "Sufi zahiren halkla beraber, hakikatte ise halktan uzak ve Allah iledir" sözleri de bunu ifade eder. "Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymadığı erkekler (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar."(24. Nur Suresi, 37. Ayet) ayet-i kerimesi, Hace Bahauddin Nakşibend hazretlerinin söylediği gibi, bu duruma işaret eder. Bu tarikatın müntesipleri kendilerini fakir ve miskin gösteren elbiseleri giymemelidir. Çünkü bunun riya ve gösterişe sebep olma ihtimali vardır. Bu tarikatta güzel kabul edilen, alim ve salihlerin libası üzere daima Hakka müteveccih olmaktır. 5. Yâd Kerd: Bu, Allah (c.c.)'u zikirden ibarettir. İster ism-i Zat (Allah), ister nefy'ü isbat (La ilahe illallah) zikri olsun. Nitekim bunun tafsili üçünsü sırda geçmişti. Hasılı zikir, fena ve bekayı mucib olup, kulu Allah'a ulaştırır. Allah'u Teala'nın buyurduğu gibi: "... Allah'ı çok zikredin ki, felah bulasınız." (8. Enfal Suresi, 45. Ayet) 6. Bâz Geşt: Bu, salikin zikir esnasında, yüzüncü defadan sonra tam bir huşu ile şu duayı okumasıdır. "Ya Rabbi! Maksudum Sen'sin. Rızanı istiyorum. Dünya ve ahireti senin için terkettim. Bana sevgini, marifetini ve huzuruna ulaşmayı nasip eyle." Salikin Hak Teala'yı zikretmesinde bu dua en büyük şarttır. Bu duadan gafil olmaması ve zikrederken mutlaka bu duayı okuması gerekir. Çünkü bu dua çok faydalıdır. 7. Nigah Daşt: Bu, havatır, nefsin isteklerini ve vesveseyi kalpten çıkarmaktan ibarettir. Salik uyanık olmalı; daha sonra defedemeyeceği şekilde kalbini havatırın sarmasına engel olmalıdır. Bu şekilde insan; kalbini diri, uyanık ve daim Allah'la beraber tutma kabiliyeti kazanır. 8. Yâd Dâşt: Salikin hayal ve lafızları düşünmeden Allahu Teala'nın la-misali (benzersiz) olan sırf zatına teveccühünden ibarettir. Bu teveccüh de ancak tam fena ve kamil bekadan sonra hasıl olur. 9. Vukuf-u zemani: Bunun manasını "Hûş der dem"in manasının içerisinde açıklamıştık. 10. Vukuf-u Adedi: Bu da, salikin; nefy ve isbat zikrinde, teneffüs vaktinde tek sayısını (adedini) düşünmesinden ibarettir. Bunu üçüncü sırda anlatmıştık. 11. Vukuf-u Kalbî: Bu, salikin; yeri sol göğsün altı olan kalbe teveccühünden ibarettir. Bu kalbin teveccühünün menfaatleri, Kadiri ve Çeşti tarikatlarındaki zikrî çarpıntıların menfaatleri gibidir. Nakşibendiye Müceddidiye tarikatının şeyhlerinin; mühim bir iş için himmeti sarfetmek ve o işin şeyhlerin himmetlerini uygun şekilde zuhur etmesi gibi ilginç ve az rastlanan tasarruflarının olduğu biliniyor. Hastalıkların defedilmesi, günahkar kimsenin tevbeye muvaffak olması ve neticesi, muhabbet, ihlas, tazim olan, mahlukatın kalblerinde tasarruf da böyledir. (Yani meşayıhın tasarruflarındandır.) Hayatlarında ve ölümlerinden sonra ehlullahın nisbetini (mertebesini) bilmek, mahlukatın hatırlarından geçen düşünceleri, gelecek olayları, nazil olan afetlerin defedilmesini bilmek ve bundan başka özellikler bu yüce tarikatın şeyhlerinin hususiyetlerindendir. TEVECCÜH YOLU Taliblere teveccüh etmenin yolu: şeyh önce, talibe ika (aktarmak) istediği nisbet (mertebe) de kendi zatına teveccüh eder. Sonra bu nisbeti talibe ika etmek için tam bir kuvvetle himmetini sarf eder. Allah Subhanehu'nun inayetiyle nisbet, istidatı ölçüsünde talibin batınına intikal eder. Eğer talib gaib olursa (şeyhin huzurunda bulunmazsa), şeyh talibin suretini tasavvur eder ve gaib olduğu halde ona teveccüh eder. Şeyh, aynı şekilde, mühim bir iş için himmetini sarf eder ve halli için Cenab-ı Hakk'a iltica eder. Allah'ın fazlıyla, matluba göre, maksut zahir olur. (Maksut, istenilmiş olması ölçüsünde ortaya çıkar.) Ehlullah'ın nisbetini bilme yolu: (Ehlullah) hayatta ise önüne, vefat etmişse kabrinin yanına oturur, kendisini nisbetten hali kılar; ruhunu onun ruhuyla birleştirir (ittisal) sonra, kendi nefsini teveccüh eder. Bu durumda iken zahir olan keyfiyyet (ehlullahın) nisbetidir. Mahlukatın havatırını (hatırlarından geçenleri) bilme yolu: Nefsini her şeyden hali kılar ve adamın nefsiyle ittisal eder. Bundan sonra ortaya çıkan şey havatırın aksetmesi (yansıması)dır. Gelecek olayları bilmenin yolu: Gelecek olayları bilmeyi beklemeden, nefsini herşeyden hali kılar. Nefsi herşeyden kesildiğinde ve (gelecek olayları) bilmeyi istemek, susuzun su istemesi gibi olduğunda, işte o zaman nefsi melaike-i kiram'a katılır (lahik olur). Ve ona istenen olaylar gaybi hatıfdan, yakaza halinde ya da uykuda münkeşif olur. İnen bile ve hastalıkları defetmenin yolu: Hastalık yada belanın temsili suretini tasavvur eder. Ve onu defetmek için tam bir teveccühle güçlü himmetini sarf eder. Allah Subhanehu'nun yardımıyla bela veya hastalık gider. [1] İstiğrak: İlahi sevginin istilası altında sevgiliyi temaşa ederken, salikin kendisi, maddî alem ve masiva hakkında, hiç bir his, idrak ve şuura sahip olmaması. Bu halde bulunana müstağrak denir.
|
|||